Son devrin âlim ve ariflerinden, Ahmet Yüksel Özemre’nin (ruhaniyetine selam olsun) kendi manevi ve sübjektif deneyimlerini yazıya döktüğü Gel de Çık İşin İçinden isimli kitabında yer alan bir bölüm bu yazıya ilham kaynağı oldu. Yazar kitapta yer alan Karagöz başlıklı bölümde; beş yaşında babasıyla gittiği Karagöz seyrinden zihninde kalan hatıraları kaleme alıyordu.

Ahmet Yüksel Özemre
2008 yılında vefatının hemen öncesinde Ahmet Yüksel Özemre’yi hastanede ziyaret etmiş, elini öpmek şerefine nail olmuştum. Türkiye’nin ilk Atom mühendisi ve fizik profesörü Özemre Efendi, manevi ilimlerde de behresi olan bir zât idi. Bu vesileyle Hazretin manevi birikimini yansıtan, Üsküdar’da Bir Attar Dükkânı; Üsküdar’ın Üç Sırlısı; Kamil Mürşidlerin Mirası vb. kitaplarını ilk planda ısrarla tavsiye ederim herkese.
Karagöz bahsine dönersek; Özemre Hoca kendi ifadesiyle, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Teorik Fizik Kürsüsünde yüksek lisans düzeyinde “Kozmolojiye Giriş” dersi vermekte ve konunun ders kitabını hazırlamaktadır. Kozmolojinin irfan sahibi bilim adamları, metafizikçiler ve bilgi teoricileri için tükenmez bir ilham ve motivasyon kaynağı teşkil ettiğini düşünmektedir. Bu nedenle talebelerinin metafizik ve irfan konularındaki meraklarını tahrik etmek niyetiyle kitabının başına, Kâinat’ın realitesine mistik açıdan yaklaşan bir şiir eklemek ister. Bu tarz birkaç tane şiir arasından bir tanesini seçer. Seçtiği şiir fizik dersinde okutulacak bir kitabın içinde olması hasebiyle oldukça enteresandır.
Hoca kitabı için Kemteri mahlasını taşıyan Karagözcü Raşit Ali Efendi’nin bir gazelinde karar kılar. 1894 senesinde İstanbul’da vefat eden Raşit Ali devrinin en iyi hayalilerinden yani Karagöz oyunu oynatıcılarındandır. Karagöz oyununa o devirde hayal oyunu, oynatanlara da hayali denirdi. Özemre Hoca’nın Kozmolojiye Giriş kitabının başına koyduğu, Karagöz oyunu icra edilirken okunan perde redifli gazel şöyledir:
Nakş-ı sun’un remz ider hüsnünde ru’yet perdesi;
Hâce-i hükm-i ezeldendir Hakıykat perdesi.
Sîreti sûrette mümkündür temâşâ eylemek;
Hâ’il olmaz ayn-ı irfâna basîret perdesi.
Her neye im’ân ile baksan olur iş âşikâr;
Kılmış istîlâ cihânı hâb-ı gaflet perdesi.
Bu hayâl-i âlemi gözden geçirmektir hüner;
Nice kâre gözleri mahvetti sûret perdesi.
Şem’i aşka yandırıp tasvîr-i cismindir geçen;
Âdemi âmed-ü şüd etmekte azîmet perdesi.
Hangi zılle ilticâ etsen, fenâ bulmaz aceb?
Oynatan Üstâd’ı gör, kurmuş muhabbet perdesi.
Dergâh-ı âl-i âbâ’da müstakıym ol Kemterî,
Gösterir Vahdet ilin kalktıkta kesret perdesi.
(Gazelde yer alan eski Türkçe kelimelerin anlam derinliğine nüfuz etmek isteyen okuyucular Kubbealtı Lugatı’na başvurabilir)
Yaşadığımız maddi âlemin ve içinde yer alanların geçiciliği yanında, âlemdeki tecellilerin kaynağı olan mutlak Yaratıcının sonsuzluğu ve daimiliği nazara getirildiğinde, gölge varlık tabiri sıklıkla başvurulan bir metafordur. Gölge oyunu ve yukarıdaki gazel bu metaforik bağlamda, vahdet zevkine sahip dakik izleyiciye gerçek varlığın ne olduğu hususunu ihsas ettirir. Karagöz oyunu veya gölge oyununun kökeni ve tarihi konusunda kaynaklarda farklı görüş ve bilgiler var. Şeyh Küşteri ekseninde şekillenen menkıbevi, ananevi hikâye ise toplum muhayyilesinde karşılık bulmuş ve geniş bir kabule mazhar olmuştur. Şeyh Küşteri’nin hikâyesini ve gölge oyununda izleyiciye aktarılmak istenen rafine fikirleri ise sonraki yazımızda ele alalım inşallah.

