vakit muradına ermeden sustu dilindeki mısralar
gönle işleyen vedalardan döndü yağmur yüklü gözlerin
bunca alışmış olmasaydın gidişatına dünyanın
bunca yükün altına omuz
bunca acıya teşne dilin
kim açardı derdin sayhasını senden başka
akıl kapıldığında aşkın girdabına
yokluğun anlamını taşımaz omuzların
çırpındıkça savrulur çaresiz
dile düşer türkü
yele düşen ağıt olsa da
yine de çözemez sensizliğin alfabesini
bağla/n/manın döşünde unutulunca
ayrılığın bir yanını daha talim eder mızrap
dokunup kederli akşamların saçlarına
dağınık ve şaşkın
ellerinde acemi çiçeklerin kokusu
yorulunca aşktan âdemin çocukları
muamma dolu bir sayfa açılır vakitsiz
cevapsız soruların çengeline asılı yüzler
çırpınır gün batımlarında pervane yangınıyla
araf nerede başlar ve nerde biter hasretin sınırı
sormadı hiç kimse kendi kalbine
her gece boğulsan da içinin ırmaklarında
yine de cevap bulamazsın gönlümün şarkısına

