sabrın sofrasına kurulan yürek açılığı sonrası
yalnızlık tutulmasına denk gelen o ağır yük
gece boyu türkülere sığınır saçların esmer
unutulmaya alışmış gönlün aynasına çarpan sesin
alıngan suskunluğu kuşanır hırçın bir öfkenin kıyısında
çoğalırken içinde araftan süzülen sorular
kaç rüyada sessizlik ateşine düştü gözlerin
taşralı bir kahkaha bölerken çoğalan karanlığı
dönersin sonra kendine ve dağılır kelimeler
yarpuz kokusu çözer belki harflerin düğümünü
gecenin çırpınışına derman ararsın çaresiz
daha cevap bulamadan sorduğun adreslerde
ve geçerken sokaklar dolusu bir şehrin yalnızlığını
simsiyah hüzünler bulaşır belki kirpiklerine
sesini duymak için kapıları yoklarken gözlerin
savrulur rüzgarda bir esmer mevsim
yurtsuz bakışların dokunduğu her köşe ıslak
ve kanar bağrında açılan yaraların g/izi
soru yumağı gibi çoğalırken dilimde bu eksik türkü
şimdi kim avutur yokluğunla kavrulan dağları
yine sever miydin beni
sahipsiz mezar olsaydım…

