Gün geceye evriliyor usulca,
Solgun hatıralar ve ağırlaşan yaslar ipte
Türküler kekeme kalıyor bir peronun ayazında,
Yaprakları soldu diye;
Yas tutuyor dalları savrulan kavaklar.
Zaman mefhumu çözülüyor kirpiklerimin ucunda,
Bir otogarın yorgun nabzında bekliyorum.
Karşımda gölgelerden süzülmüş garip insanlar.
Her şeyden bir parça taşıyan, kırık dökük anlar.
Oysa yola çıkmak ne mucizevi bir sığınak,
Yolda olmak, yükünü raylara ve asfaltlara bırakmak…
Ama hayat, ruhun ortasına kurulmuş daimi bir daüssıla.
Bir memleket hasreti değil bu
Neyi, kimi, nerede unuttuğunu bilmemenin verdiği o tekinsiz araf
Kendi içinden kendine düşen kırık yansımalar.
Özlemek, Nuh tufanı gibi çöküyor göğsüme;
İçinde adı konmamış sürgünlerin yankısı.
Bavullara sığmıyor insanın kendine olan uzaklığı,
Camlara vuran gece, yüzümdeki çizgileri çoğaltıyor.
Hayat hep yaralarıma kendi ellerimle tuz basmayı öğretti;
Kendi yaralarıma refakatçi kıldı raylarda taşların arasından çıkan çiçekleri.


Yazılarınız büyüleyici, hepsini belli aralıklarla yeniden okuyorum. Kendimden o kadar çok şey buldum ki. Şuan gardayım kendi icimde bir yolculuğa çıkıyorum. Yolluk olarakta sizin şiirinizi yanima aliyorum.