Kenize Murad uzun zamandır listemde olan, hikayesini duyduğum ama bir türlü kitaplarını okumaya fırsat bulamadığım bir yazardı. Osmanlı hanedanının son üyelerinden oluşu, Filistin’e dair yazan yetenekli ve sağduyulu bir araştırmacı gazeteci olması beni bir şekilde kendisine çekiyordu. Geçtiğimiz yıl Toprağımızın Kokusu kitabıyla tanımış oldum bu yetenekli kalemi.
Kenize Murad yalnızca iyi bir araştırmacı gazeteci değil, aynı zamanda tasvir yeteneği çok kuvvetli bir edebiyatçı. Bu yeteneğine Toprağımızın Kokusu kitabında şahit oldum, Saraydan Sürgüne’de ise hayran kaldım. Burada iki kitabın da çevirmenlerini ve yayınevini anmakta fayda var. Everest yayınları, Mahmut Nedim Demirtaş, Gökçe Tuncer ve Nuriye Yiğitler gerçekten çok başarılı çevirilere imza atmış. İyi bir eseri kaliteli bir çeviriyle ana dilinizde okumak nadide lezzetlerden.
Kendisini ilk tanıdığım kitap olan Toprağımızın Kokusu, raflarda gördüğümde beni ismiyle cezbetmişti. Toprağımızın Kokusu..
Sürgüne gönderilmiş ve toprak hasretiyle yaşamış bir Osmanlı sultanından toprakları işgal altında yaşayan bir halkın anlatısı; ortak hüzünler, ortak hisler ve ortak acılar. Bana bunu çağrıştırmıştı bu isim; toprağının, canının, vatanının burnunda tüten kokusunu.
Kitabı okuyunca da bu hissiyatım devam etti; Kenize Murad, Filistin’in, Filistinlilerin yaşadığı acıyı kelimeleriyle ve peşinden koştuğu hakikatle öyle güzel ifade etmiş ki. Yalnızca bir kişinin değil, Filistin’in tüm özgün seslerinin hikayesini dinlemeye, samimiyetle anlamaya çalışmış. Ancak bu anlayış onu cesur sorular sormaktan da alıkoymamış. Kitapta röportaj yapılan İsraillilerin hepsine ülkede yaşanan gerçekleri tek tek söylemiş ve onlardan görece tatmin edici cevaplar alana kadar da soru sormaya devam etmiş.
Filistinlilere gelince; birçok farklı eserde onların hikayelerini, cesaretini, kahramanlıklarını ve hayatlarını okumuştum. Ama Kenize Murad’ın samimi dili bana tüm bu hikayeleri en içten hissettiren oldu. Sanki bu sefer uzaktan bir hikayeyi değil, yanı başımda bir annenin, yanı başımda bir çocuğun hikayesini okuyordum. Seçtiği kelimeler, Filistinlilere yaklaşımı, seyahat ederkenki içtenliği, insanları anlamaya duyduğu derin merak kitabın her sayfasında bana kendini hissettirdi. Kitapta yalnızca bir yazarın düşüncelerini yahut bir seyahat sırasında yapılan röportajları okumuyorsunuz; size sunulan hikayeleri siz de yaşıyorsunuz.
Kenize Murad’ın kalemini bu denli güçlü kılan, anlamı ve hissiyatı karşı tarafa geçirme yeteneği bence. Hayatını biraz okuyunca anlıyorum ki; kendi yaşadığı zorluklar ve karşısına çıkan güzellikler onun insanı anlamaya duyduğu bu derin merakı besleyenler olmuş. Ve bu derin merak her kitabındaki kelimelerle tekrar tekrar açığa çıkıyor, kelimeleri insanların kalplerinde yeni pencereler açıyor. Tam da bu yüzden Filistin’le ilgili ilk defa okuma yapacak birine tek bir kitap tavsiye edecek olsam bu kitabı tavsiye ederdim. İçten, bizden ve Filistin’den…

