Cuma, Ocak 30, 2026
Ana SayfaKültür SanatTarihHased-i Akran Belasına Uğrayan Şehid Âlim: Molla Lütfi II

Hased-i Akran Belasına Uğrayan Şehid Âlim: Molla Lütfi II

Molla Lütfi Neden Öldürüldü?

Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid dönemlerinde yaşayan Molla Lütfi, felsefe ve dînî
ilimlerdeki bilgisiyle dikkat çeken ama aynı zamanda mizah ve hicve düşkün sivri dilli bir
âlimdi. “Uslu Şücâ Münazarası” adında bir Harname kaleme almasından mizaha yeteneği
olduğunu anlıyoruz. Üst düzey devlet erkanı ile arası Fatih’e musahib olacak derecede iyi idi.
Fatih ilim ehline ne kadar müsamahakâr ve alakadâr ise, oğlu Bayezid o derecede
muhafazakar ve mesafeli bir padişahtı. Eskiler “kurbet-i sultân âteşi sûzan” demişler. Bu
yakınlık, Molla’nın meslektaşları olan devrin medrese ulemasının kendisinden rahatsız
olmasına, hased ve iftira ile katline ferman vermesine neden oldu.

Molla Lütfi’nin talebelerinden Şeyhülislam İbn-i Kemal’e Yavuz Sultan Selim sorar:
–Molla lütfi sizin üstadınız imiş. İlm-ü fazlı ma’rûf iken katline bâis ne oldu?
Cevap ise mânidar: “Hased-i akran belasına uğradı padişahım!”
İbn-i Kemal devamla, hocasının ince tabiatlı, hoş sohbet ve şakacı bir kimse olduğunu, doğru bildiğini söylemekten ve yanlışları eleştirmekten sakınmadığını bu nedenle düşmanlarının çoğalıp iftira ile helakine sebep olduğunu anlatır Yavuz’a.
Hayatı üzerine bir biyografi kaleme alan Orhan Şaik Gökyay kaynakların hiçbirinde onun ölüm fetvasını doğru bulup katılana rastlamadığını söylüyor. Nitekim ölümü üzerine çok sayıda yas tutanların bulunması ve vefatına düşürülen tarihlerde kendisinin şehit sayılması bu görüşü teyit etmektedir.
Aktarıldığına göre Molla Lütfi mûtat üzere Semaniye medresesinde dersini verdikten sonra
Şeyh Ebû Vefâ zaviyesine gider, ikindi namazının ardından akşam namazına kadar Buhari’den hadis okur ve şerh ederdi. Sahih-i Buhâri’yi okurken cezbeye gelir, gözyaşlarını tutamaz ve ders bitinceye kadar ağlardı. Yine bu derslerden birinde, Buhâri’de Hz. Ali’nin yaşadığı bir olay karşısına geldi. Gazvelerden birinde Hz. Ali’nin vücuduna ok saplanmış, ok kırılmış temren vücudunda kalmıştı. Cerrahlar oku bir türlü çıkaramadığından, yara iyileşmemişti. Hazret bu acıya dayanamaz hale gelmişti. Nihayet namaza durduğunda gelip temreni çıkardılar. Bu sırada namazdaki teveccüh ve huşû hali nedeniyle Hz. Ali okun çıkışından hiçbir acı duymadı.
Mevlâna Lütfi bu kıssayı aktardıktan sonra ağlaya ağlaya;
“İşte hakiki namaz budur, yoksa bizim kıldığımız namaz değil kuru kuruya eğilip kalkmaktır.
Böyle namazdan da kimseye fayda yoktur” der.
Geçmişten aralarında husumet bulunan ve ona hınç besleyen, Arap Molla, Hatipzâde ve İzârî gibi medrese mollaları bu sözü fırsat bilirler. Namaz dedikleri kuru kalkıp eğilmedir, ona itibar yoktur dediğini ve bu sözüyle mülhid olduğunu iddia ederler;

“Molla Lütfi dâll ve mudildir. Vücûdu dîni mübîni muhildir” diyerek tezvirata başlarlar. Kendisine kızgın olan devrin vezirlerinden İskender Paşa’yı da arkalarına alarak, Lütfi’yi padişaha şikayet ederler ve soruşturma yapılmasını isterler.
Bu şahıslardan Molla Arap’la aralarında geçmişte basit bir konudan bir tartışma yaşanmıştır.
Tartışmanın konusu fıkıhta abdesti bozan şeyler! Sonradan şeyhülislam olan bu kişi padişahın huzurunda Molla Lütfi’ye;
-“Ekser bildiğin felsefiyattır, mühimmât-ı dîniyyeden ve ulûm-u şer’iyyeden nesne nedir bilmezsin. Belki istincâ nedir anlamazsın” der.
Arap Molla uzun boylu ve kabasakal bir adammış. Molla Lütfi bu taciz karşısında kendini
tutamaz ve padişahın huzurunda olduğunu unutup;
-“Kabasakalını elüme eylersen sana istincanın birkaç türlüsünü bildiririm ve nice bilmediğini öğretirim” diye karşılık verir.
Yine hasımlarından olan meslektaşı Hatipzade’nin yazdığı Haşiye-i Tecrid kitabını;
“müzahrefattır, ben onun ipliğini pazara çıkartırım” diye eleştirmesi aralarındaki husumetin sebebi olur.
Sahn-ı Seman’da beraber müderrislik ettikleri Molla Îzari’yi ise;
-“Tumturaklı konuştuğuna bakmayın, söylediklerinin ne anlama geldiğini kendisi de bilmez,
şöhreti zatına galip, kendi bîmanadır” diyerek eleştirirmiş.
Hakkındaki iftiralar sonucunda, yukarıda adı geçenlerin de aralarında olduğu devrin medrese alimlerinden müteşekkil bir tahkikat heyeti kuruldu. Molla Lütfi’nin söyledikleri yalancı şahitler marifetiyle saptırılarak “namaz dedikleri kuru kalkıp eğilmedir ona itibar yoktur” dediği ve mülhid olduğu iddia edildi. İddialar karşısında;
-“Ben esasta İslam dinindenim. Benim dindarlığımın tadı ilhad zehriyle acılanmamıştır, benim
itikadımın şükrü zeval bulmaktan uzaktır. Benim için bu hususta söylenenler yalan ve boş laftır. Hâşa bende küfür ve ilhad olsun…” diyerek kendini savunduysa da savunmasına itibar edilmedi.

Lütfi’nin kanının dökülmesinin mübah olduğuna karar verildi ve Padişahın da tasdiki ile 1494
yılında idam edilerek öldürüldü.
Kaynaklarda katil fetvası verenlerden Molla Hatipzâde’nin o günün akşamı evine geldiğinde,
Molla Lütfi’nin tenkit ederek yanlışlarını ortaya koyduğu Haşiye-i Tecrid kitabını kastederek;
-“Yanlışlarımı ortaya dökecekti, kitabımı onun elinden kurtardım” dediği rivayet edilir.
Devrin şeyhülislamı Efdalüddin’in Molla Lütfi’nin idamını gerektirir bir suçunun
bulunmadığını söyleyerek heyetten çekilmesi üzerine, Hatipzâde tahkikat heyetinin başına
getirilmiştir. Bu kişinin neden heyetin başına geldiği ve katil fetvası verdiği aktarılan bu
beyanından da açıkça anlaşılmaktadır.

İdamın haksız olduğu hem o dönemde hem de sonrasında pek çok kişi tarafından ifade
edilerek Molla Lütfi’nin şehit olduğu kabul edilmiştir. Kabri Eyüp Sultan’da Feshane binasının
karşısındaki Defterdar Mahmud Çelebi mescidi yakınında, şimdiki ana yolun kenarındadır.

 

 

Kaynaklar:
Orhan Şaik Gökyay, Molla Lütfi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1987.
Orhan Şaik Gökyay, Şükrü Özen, “Molla Lütfi” TDV İslam Ansiklopedisi,
https://islamansiklopedisi.org.tr/molla-lutfi
Şükran Fazlıoğlu, “Molla Lütfi”, İslam Düşünce Atlası.
https://islamdusunceatlasi.org/molla-lutfi/112

Görgün ÖZCAN
Görgün ÖZCAN
Görgün ÖZCAN 1971 Konya/Seydişehir doğumludur. Seydişehir İmam Hatip Lisesi’nin ardından, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. “Yerel Yönetimlerin Kültür Politikaları ve Kültürel Belediyecilik” tezi ile Yüksek lisans diploması almış, ardından “Klasik Çağda Osmanlı Şehir Sistemi ve Osmanlı Şehirleşmesinde Vakıfların Rolü” başlıklı tezi ile doktorasını tamamlamıştır. “Osmanlı Şehirciliği ve Vakıflar” ve “Doğu ve Batı Arasında Şehir” adlarıyla basılan kitaplarının yanında, yerel yönetimler ve şehirleşme tarihi hakkında yayınlanmış makaleleri bulunmaktadır. İstanbul Sebahattin Zaim Üniversitesinde Kent Sosyolojisi ve Osmanlı Şehircilik Tarihi dersleri vermiştir. Yeşilay Cemiyeti Sultanbeyli Şube Başkanı olarak bağımlılık alanında sosyal sorumluluk faaliyetlerine devam etmektedir. 1995-2009 yılları arasında serbest avukatlık yapmıştır. Halen Sultanbeyli Belediyesi’nde çalışmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.
BENZERİ YAZILAR
0 0 oylar
Yazı Puanı
Yoruma Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İLGİ ÇEKENLER

SON YORUMLAR