Perşembe, Ocak 29, 2026

GÜLBABA

0:00 0:00
100

Budapeşte’nin Buda yakasında, nazlı Budin’in kadim sakini Gülbaba’yı selamlarken, kütüphanemde bulunan çocukluk yıllarımın yadigarı “Gülbaba” romanını hatırladım. Bu yeşil ciltli küçük boy kitabımın iç kapağına ilkokul 3.sınıf numaramı yazmışım. İsimler aynı olsa da benim çocukluğumun Gülbabası ile Budin’in manevi fatihi Gülbaba ayrı kişiler. Hatta bu ikisinin dışında da, İstanbul ve Anadolu’da aynı adı taşıyan birden çok tarihi/manevi şahsiyet bulunuyor.
Budin 1541’den itibaren 145 yıl boyunca Osmanlı toprağı olarak kalmış. Bir serhat şehri olan Budin’i Osmanlı o kadar sevmiş ve kendine ait bilmiş ki, kaybı acı türkülere konu olmuş;
Ötme bülbül ötme, yaz bahar oldu,
Bülbülün figanı bağrımı deldi,
Gül alıp satmanın zamanı geldi,
Aldı Nemçe, bizim nazlı Budin’i.

Çeşmelerde abdest alınmaz oldu,
Camilerde namaz kılınmaz oldu,
Mamur olan yerler hep harap oldu,
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i

Budin’in Haçlılar tarafından ele geçirilmesinin ardından onbeşbin muhafız askerle birlikte bütün Müslüman ahali katledilmiş. İslam’ı ve Osmanlı’yı hatırlatan cami, türbe, medrese ne varsa hepsi yakılmış, yok edilmiş. Şehrin manevi fatihinin Tuna’yı nazır Gültepe’deki tekke ve türbesi de yıkılmış bu istilada. Yerine Cizvit Manastırı inşa edilmiş. Ama kaderin cilvesine bakın ki, istiladan ikiyüz yıl sonra adındaki güller gibi yeniden yeşermiş Gülbaba bu mekanda. Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer diyerek hayıflanan misafirlerine; “kadere imanı olanda keder olmaz”, “âşıkda keder neyler gam halk-ı cihanındır” dercesine Gültepe’den Tuna’yı seyretmeye, serhat nöbeti tutmaya devam ediyor külliyesinde.
Tarihi kayıtlardan bir Bektaşî dervişi olduğu anlaşılan Gülbaba, Amasya’nın Merzifon ilçesinde doğmuş. Kanûnî Sultan Süleyman döneminde, 1541 Budin seferinde şehid olmuş. Fetihten sonra 200.000 askerin katıldığı ve Kanûnî’nin de hazır bulunduğu cenaze namazını Ebüssuûd Efendi kıldırmış, cenazesi Gültepe’deki tekkesine, Gülbaba gülşenine defnedilmiş.
Evliya Çelebi, “Dervişleri gazâya gider; yaz ve kış meydanlarında çeşitli şamdan, çerağ, kandiller, buhurdanlar, gülâbdanlar vardır. Kara ve deniz seyyahları mermer kapı ve duvarlarına pek çok beyitler yazmışlardır” dedikten sonra, “Âşık u sâdıkınım ettim ziyâret ben gedâ / Bülbül-i gûyâ gibi efgân edem ey Gülbaba” diyerek herhalde kendisinin de duvara bir beyit yazdığına işaret eder. Gülbaba Budin’in fethinden çok önce kurmuş tekkesini buraya. İkiyüzyıl önce Bursa’da yaşamış yoldaşı Geyikli Baba’nın yaptığı gibi ayende ve revendeye bilâ bedel hizmete başlamış. İstimalet denilen bu faaliyetin temel gayesi maddi fetihten ziyade manevi fetih ile gönüller açıp kalpleri ısındırmak. Tuna kıyısında, Gül tepesinde, gül bahçelerinin içinde kurduğu gülşeninde Gülbaba Hristiyan ahaliye tekkesinin ve gönlünün kapılarını açmış sonuna kadar.
Gülbaba’nın bu manevi açılımları Macarları geçmişte olduğu gibi bu gün de etkilemeye devam ediyor. Rozsadomb” (Gültepe) dedikleri bu mekanda yatan Gülbaba’yı Macarlar da bir aziz, kutsal bir şahsiyet olarak kabul etmişler. Hazretin manevi çekim alanına Müslümanların yanında Katolik Macarlar da girmişler. Bu manevi etkileşimlerin doğal neticesi olarak Gülbaba, Macaristan’ın edebî ve folklorik

hayatının bir parçası olmuş. Hakkında Macarca hikâyeler, şiirler, makaleler, piyesler yazılmış. Yaşayan folklor malzemesi olarak menkıbeleri yayımlanmış. Macar ressamlara ilham kaynağı olmuş. Hakkında film ve belgeseller çekilmiş. Müslümanlar kadar Macarlar’ın da manevi dünyasında yer eden Gülbaba’nın türbe ve külliyesi yakın zamanda Türk ve Macar hükümetlerinin ortak girişimiyle çok güzel ve sade bir üslupla ihya edilmiş. Restorasyon sonrasında türbe bahçesi ve külliye tarihi hatıraya uygun olarak güllerle ve ıtırlı bitkilerle donatılmış. Budapeşte’de, Tuna’nın sağ yakasında Buda tarafında olan Gülbaba gülşenini, ihya edilmiş mevcut haliyle eklediğim linkten online olarak gezebilirsiniz. https://www.3dpano.com/GulBaba/GulBaba.html
Çocukluğumun Gülbabası ise II. Bayezid devrinde yaşadığı düşünülen bir Hak ereni. Sultan Bayezid, saltanatının ilk yıllarında o zaman koruluk olan Galata’da avlanmak için gezerken, gül fidanları arasında bir kulübeye rastlar. İçeri girdiğinde kulübenin dışı gibi içinin de çeşit çeşit güllerle kaplı olduğunu görür. Renk renk gül fidanları arasında, gül kokuları içinde bir adamla, Gülbaba’yla karşılaşır, tanışır, halleşir. Sohbetinden çok memnun kaldığı bu veli zatın bir isteğinin olup olmadığını sorunca, Gülbaba “Padişahım şu tepeciğe bir mektep kur da orada okuyup yazanları hizmet-i hümâyununda istihdam et” der. Bunun üzerinde oracıkta bir cami, her birinde ikişer yüz talebenin eğitim görebileceği üç koğuş, her koğuşa birer hamam ve mutfak, zabitan dairesi ve diğer binalar inşa edilir. Bu külliye Galata Sarayı adı ile devşirme acemi oğlanlarının Enderun için yetiştirildiği itibarlı bir hazırlık okulu olur. Gülbaba’nın himmeti ile kurulan bu okulun serencamı, 1868 yılında Sultan Abdülaziz devrinde açılan Galatasaray Mekteb-i Sultanisi ile farklı bir şekil alarak bu güne kadar devam eder.
Menkıbevi yönü baskın olan bu hikayenin orijinal tarafı, bugünün profan zihin dünyasının aksine Devlet-i Âliye’ye bürokrat yetiştiren Enderun hazırlık okulunun köklerinin manevi bir şahsiyete izafe edilmiş olmasıdır. Başkaları için yaşamayı düstur edinmiş fütüvvet erbabı evliyâ hazerâtından birisi olduğu anlaşılan Gülbaba’nın kabri, Beyoğlu’nda Gülbaba sokağında bulunuyor. Budinli ve Galatasaraylı Gülbabalarımızın dışında da Anadolu’da ve İstanbul’da birden çok Gülbaba makam veya merkadi var. İstanbul’un Avrupa yakasında Karagümrük, Eyüp, Cibali, Küçükmustafapaşa ve Silivrikapı’da; Anadolu yakasında ise Üsküdar, Kısıklı, Merdivenköy ve Beylerbeyi’nde Gülbaba türbeleri ziyaretçilerini bekliyor. Anlaşılan o ki, güle bir çiçek olarak tutkunluğumuzun ötesinde, Peygamber remzi olarak beslediğimiz muhabbet, değişik yerlerde birden çok Gül Baba makam ve merkadinin var olmasına zemin hazırlamış.
Edebiyatımızda bu derin muhabbeti yansıtan şiir ve nesir olarak eski ve yeni sayısız eser bulunuyor. Bunlara bir örnek olarak I. Ahmed’in aşağıdaki kıtası ile bitirelim yazıyı. Bahtî mahlasını kullanan Sultan, peygamber sevgisini gül remzi ile şöyle ifade etmiş:
N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim
Kadem-i pâkini ol hazreti şâh-ı Rüsul’ün
Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir
Bahtiyâ durma yüzün sür kademine o gülün

————————–
1-Semavi Eyice, “Gülbaba Tekkesi ve Türbesi” TDV İslam Ansiklopedisi, c.16, s.228-230
2-Mehmet İpşirli, “Galata Sarayı”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.13, s.322-323
3-İsmail Tosun Saral, “İstanbullu Gülbabalar”, Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Haziran 2005, Sayı 34, s.341-354

Görgün ÖZCAN
Görgün ÖZCAN
Görgün ÖZCAN 1971 Konya/Seydişehir doğumludur. Seydişehir İmam Hatip Lisesi’nin ardından, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. “Yerel Yönetimlerin Kültür Politikaları ve Kültürel Belediyecilik” tezi ile Yüksek lisans diploması almış, ardından “Klasik Çağda Osmanlı Şehir Sistemi ve Osmanlı Şehirleşmesinde Vakıfların Rolü” başlıklı tezi ile doktorasını tamamlamıştır. “Osmanlı Şehirciliği ve Vakıflar” ve “Doğu ve Batı Arasında Şehir” adlarıyla basılan kitaplarının yanında, yerel yönetimler ve şehirleşme tarihi hakkında yayınlanmış makaleleri bulunmaktadır. İstanbul Sebahattin Zaim Üniversitesinde Kent Sosyolojisi ve Osmanlı Şehircilik Tarihi dersleri vermiştir. Yeşilay Cemiyeti Sultanbeyli Şube Başkanı olarak bağımlılık alanında sosyal sorumluluk faaliyetlerine devam etmektedir. 1995-2009 yılları arasında serbest avukatlık yapmıştır. Halen Sultanbeyli Belediyesi’nde çalışmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.
BENZERİ YAZILAR
0 0 oylar
Yazı Puanı
Yoruma Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İLGİ ÇEKENLER

SON YORUMLAR