Cuma, Şubat 20, 2026
Ana SayfaKültür SanatTarihYavuz Sultan Selim Döneminde Osmanlı-İran İlişkilerine Kısa Bir Bakış: Savaşlar ve Şairler

Yavuz Sultan Selim Döneminde Osmanlı-İran İlişkilerine Kısa Bir Bakış: Savaşlar ve Şairler

ÖZ

XVI.  yüzyıl başlarında İran coğrafyasında resmi olarak Safevi Devletinin ortaya çıkması dini, sosyal ve siyasi birçok olayın vuku bulmasına neden olmuştur. Şah İsmail Tebriz merkezli Safevi Devletini kurmuş ve Şia’yı resmi mezhep olarak ilan etmiştir. Resmi olarak Safevi Devleti kurulmadan önce yaklaşık iki yüz yıl boyunca yalnızca dini bir şiarla hareket eden Safeviyye Tarikatı, Şah İsmail’in başa gelmesiyle siyasi bir güç haline gelmiş ve bundan sonra Sünni devletler için ciddi tehlike arz etmiştir.

Bu bağlamda, çalışmamız Yavuz Sultan Selim dönemi Osmanlı-İran ilişkilerini siyasi, askeri, dini, sosyal ve kültürel boyutlarıyla ele almayı hedeflemiştir. Safeviler’in Osmanlı Devleti için oluşturduğu tehdit, Şah İsmail’in Şii propagandası ve Anadolu’daki etkileri bağlamında değerlendirilmiş; Çaldıran Savaşı’nın nedenleri ve sonuçları incelenmiştir. Ayrıca savaş sonrası Osmanlı-Safevi ilişkilerinde meydana gelen değişimler, Yavuz Sultan Selim’in İran politikası ve etkileri analiz edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Yavuz Sultan Selim, Osmanlı-Safevi ilişkileri, Çaldıran Savaşı, Şah İsmail, Şii-Sünni çatışması, Doğu politikası, ideolojik arka plan

 

Giriş

Safevi Devleti’nin kurulduğu tarihlerde, İran coğrafyasının batısında bölgenin en güçlü hâkimi ve Sünni bir devlet olan Osmanlı Devleti yer almaktadır. Safevi tebaasının Şah İsmail’e şeyh-mürid bağıyla bağlanması, Şah İsmail’in de bölgede Şii propagandası yapması, Anadolu’da ‘’Kızılbaş’’ hareketleri gibi unsurlar Osmanlı Devletini endişelendirmiştir.

Safevi Devleti’nin ilk yıllarında Osmanlı Devleti hükümdarı II. Bayezid’dir. II. Bayezid, sorunları daha çok diplomatik yöntemlerle çözmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştır. Bayezid hükümdarlığından sonra tahta geçen oğlu Selim, yaklaşan Safevi tehlikesini görmüş ve çeşitli önlemler almayı planlamıştır. Bunun neticesinde de Safevi Devleti ile Osmanlı Devleti arasında Çaldıran Savaşı meydana gelmiştir. Nitekim bu savaşla birlikte iki Müslüman devlet ciddi kayıplara uğramış, savaşın sonucunda galip gelen taraf ise Osmanlı Devleti olmuştur. Çaldıran Savaşı sonrasında iki devlet arasındaki çekişme politik sahada kendini göstermiş bunun sonucunda birçok siyasi, sosyal, dini ve kültürel olay meydana gelmiştir.

  1. Osmanlı-Safevi Rekabetinin Kökenleri

1501 yılından önce siyasi bir birlik gösteremeyen Safevîler, adını Şeyh Safiyüddin’den almıştır. Esasen merkezi, Hazar Denizi’nin güneyindeki Erdebil’de bulunan ve Şiî eğilimli düşünceler barındıran bir tarikattır. Yayılmacı yapısından dolayı Suriye, Azerbaycan ve Anadolu gibi birçok yeri etkilemiştir.[1] Nitekim kısa zamanda büyüyerek İran haricinde Azerbaycan, Irak gibi bölgelere de hâkim olmuş; aynı zamanda Anadolu ve Horasan’a doğru genişlemiştir. Safeviler’in tarikat yapısından resmi bir devlete evirilmesi Şah İsmail döneminde olmuştur. Şah, küçük yaşta tahta geçerek İmâmiyye Şia’sı eğiliminde olan bir devlet teşkil etmiş ve böylelikle Safevi Devleti İran’da en uzun süre varlığını sürdüren devletlerden biri haline gelmiştir.[2]

Akkoyunluları yıkarak Tebriz merkezli Safevi devletini kuran Şah İsmail, hâkimiyet alanı için daha çok toprak elde etmek istemiştir. Bu isteğiyle birlikte Diyarbakır-Taşkent arasında geniş bir alana göz dikse de batısında bölgede hâkim güç olan Osmanlı Devleti bulunmakta ve bu durum Safevîler için ciddi bir engel teşkil etmektedir. Bu dönemde Osmanlı hükümdarı II. Bayezid Anadolu’daki Kızılbaş faaliyetlerini ve Şah İsmail propagandasını yakından izlemiş ve daha çok diplomatik ilişkilerle problemleri çözmeye çalışmıştır. Ancak Sultan Bayezid, her ne kadar Şah İsmail’in tahta geçmesi üzerine elçiler göndererek onu tebrik ettiyse de Şah İsmail’in Anadolu topraklarına ilgisi devam etmiştir.[3] Netice itibariyle Sultan Bayezid döneminde Anadolu’daki bazı Türkmen aşiretlerinin Şah İsmail’e şeyh-mürid bağıyla bağlı olmaları, Şah’ın da bunların arasındaki propaganda faaliyetleri Osmanlı topraklarını son derece tehdit etmiştir. Nitekim bu tehditler neticesinde 1511 yılında Şah İsmail’in halifelerinden Şahkulu’nun Türkmenlerle başlattığı isyan güçlükle bastırılmıştır.[4] II. Bayezid’in oğlu I. Selim, babasının Şiî tehlikesine karşı gerekli tepkiyi gösteremediğini düşünmüş ve babasını tahtan indirerek 1512 yılında Osmanlı tahtına geçmiştir.[5] I. Selim’in tahta geçmesiyle Osmanlı-Safevi ilişkileri farklı bir boyuta taşınmış ve savaş dönemi başlamıştır.[6]

  1. Anadolu’da Şii Propagandası ve Etkileri

Yukarıda da zikrettiğimiz gibi Tebriz merkezli Safevîler devletini kuran Şah, gözünü geniş topraklara dikmiş ancak bölgenin hâkimi ve güçlü bir devlet olan Osmanlı devleti buna engel olarak karşısına çıkmıştır. Bu sebeple dış politikasında değişikliğe giden Şah İsmail, Anadolu’da propagandalar yaparak Osmanlı devleti üzerindeki baskısını arttırmak istemiştir. Bu politikası bağlamında Anadolu’ya ‘’halife’’ dedikleri propagandacılar göndererek burada yaşayan Kızılbaşları yanına çekmeye çalışmıştır. Nitekim Şah İsmail’in halifelerinden olan Nur halife; Tokat, Sivas, Amasya, Çorum gibi bölgelerde faaliyetler göstermiş orada yaşayan Alevileri Şah adına birlik olmaya çağırmıştır.[7] Bu propagandaların başarıya ulaşmasındaki bazı faktörlere değinmek arzusundayız. Bunlardan Şah İsmail’in mehdi anlayışı, tarikat ve askeri kimliklerini kullanarak Türkmen ve gazilere dini bir hassasiyetle yaklaşması ve bu unsurların kendisine itaat etmelerinin gerekliliğini vurgulamasıdır. Siyasi kimliğinin yanında Hatayi mahlasıyla şiirler yazan ve şiir yazma becerisiyle Alevilerin yedi ulu ozanından biri kabul edilen Şah İsmail’in yazdığı;

“Allah Allah deyin gaziler Şah menem

Karşu gelün secde kılun gaziler din-i şan menem”[8]

Şiirinden de anlaşılacağı üzere Şah, propagandalarını mehdi anlayışıyla ve dini bir motifle yürütmektedir. Benzer şekilde ‘’Biz ezelden tâ ebed meydana gelmişlerdenüz/ Şah-ı Merdân aşkına merdâne gelmişlerdenüz.”[9] Dizesiyle bir yandan Hz. Ali’ye bağlılığın önemini bildirirken diğer yandan ise bu bağlılığın yalnızca manevi bir bağlılık olarak kalmayacağı, gerektiğinde cesurca bir eyleme dönüşmesi gerektiğini de vurgulamıştır. Böylelikle Şah propaganda aracı olarak kullandığı şiirlerinde kitlelerine dini, mistik bir coşkunun yanı sıra bir kahramanlık ruhu da aşılamak istemiştir.

’Yezîd ü kâfir Mervâna her dem, Gazîlerin gazâ ister Hatâyî.”

Tüm bu propagandalar sonucunda Anadolu’dan İran’a ciddi göçler olmuştur.

Şah İsmail’in hem Anadolu’da Şiiliği yayma çalışmaları, tahrik ve telkinleri hem de Sünni halka karşı takındığı tavır I. Selim’i harekete geçirmiş bunun sonucunda Çaldıran Savaşı meydana gelmiştir. Bu savaş her ne kadar Osmanlı zaferiyle sonuçlanmış olsa da Osmanlı-İran ilişkileri farklı bir boyuta taşınmış ve bu ilişkiler, zaman zaman düşmanca zaman zaman dostane şekilde süregelmiştir.[10]

  1. Çaldıran Savaşı ve Sonuçları

Şah İsmail, gönderdiği dailer vasıtasıyla Anadolu’da huzuru bozacak çok sayıda Şii propagandası yapmaya başlamıştır. Bunlardan Şah Kulu, birçok kişiyi Şah’ın tarafına çekmeyi başarmıştır. Netice itibariyle bu propagandalar sonucunda 1512 yılında Nur Ali halife, Tokat’ı zapt etmiş ve burada Şah’ın adına hutbe okutturmuştur.[11] Şah İsmail’in Anadolu’da sebep olduğu karışıklıklar nedeniyle 50.000 kişi hayatını kaybetmiştir.[12]

Sultan I. Selim saltanat mücadelesini kazanıp tahta çıktığında Anadolu’da yağmalamalara neden olan, Osmanlı topraklarını sürekli tehdit eden ‘’Kızılbaş’’ hareketini ve İran sorununu çözmek istemiştir.[13] Bunun neticesinde Anadolu’da Şii propagandası yaparak kargaşa çıkaranların elebaşlarını yakalatmış ve tümünü idam ettirmiştir. Ayrıca Anadolu ve Rumeli’de bulunan Şii liderlerinin bölgede iç karışıklık çıkarmalarına engel olmak için onları takip ettirmiş ve Safevîler ile yapılacak olan savaşın hazırlıklarına başlamıştır.[14] Bu arada Sultan, sefere çıkmadan önce Anadolu’da Şah İsmail’e taraftar 40.000 Kızılbaş’ı tespit ettirerek idam ettirmiştir.[15] Bu konuda Erhan Afyoncu, bu bilginin yalnızca İdris-i Bitlisi’nin Selim Şahnamesinde bulunduğunu ifade etmektedir. Yine XVI. Yüzyılın başlarında Anadolu’da Sivas, Tokat gibi şehirlerin nüfusunun 3-4 bin kişiden oluştuğu dikkate alındığında 40 bin rakamının 10-15 şehrin tamamen yok edilmesi manasına geldiğini belirtir ve o dönemde bu kadar büyük bir nüfus eksikliğine rastlanılmaması sebebiyle bu bilginin doğru olmayacağını söyler.[16]

Sultan Selim, Safevîler üzerine sefere çıkmadan önce dönemin din âlimlerinden olan İbn Kemal ve Sarı Gürz’den Şiilerle savaşın meşru olduğuna dair fetvalar almıştır.[17] Hazırlıklarını tamamlayan Sultan, 1514 yılında ordusunun başında İran’a doğru sefere çıkmıştır.[18] Şah İsmail üzerine yürüyen Osmanlı ordusu, Doğu Anadolu’nun coğrafi şartları ve çevrenin ikmal faaliyetleri açısından Safevîler tarafından elverişsiz hale getirilmesi sebebiyle zor bir duruma düşmüştür.[19] Osmanlı ordusu her ne kadar zor duruma düşse de 80 bin süvari ve 40 bin piyade ile Çaldıran sahasına gelebilmiştir.[20] Sultanın tavizsiz tedbirleriyle ilerleyerek Çaldıran sahasına gelen Osmanlı kuvvetleri 23 Ağustos 1514’de Safevi Devletini mağlubiyete uğratmıştır.[21] Savaş esnasında Şah İsmail yaralı bir şekilde kaçmayı başarmış ancak eşi Taçlı Begüm Hatun ve hazinesi savaş meydanında kalmıştır. Böylece Sultan, kısa bir süre sonra Tebriz’i fethetmiş ve burada bir hafta kadar kalmıştır.[22]

Çaldıran zaferinden sonra Sultan, hayatını kaybeden yöneticiler yerine yeni atamalar yapmıştır. Bu atamalardan Rumeli beylerbeyliğine Zeynel Paşa, Karaman beylerbeyliğine Ferhad Bey tayin edilmiştir. Yine zafer sonrasında divanı toplayıp fetihnameler düzenletmiş ve oğlu şehzade Süleyman’a, Bursa kadısı ve diğer kadılara; Mora, Bosna, Semendre, Hersek sancaklarına, Eflak, Boğdan beylerine, Lehistan, Rus krallarına, Venedik, Sakız beylerine zaferi duyurmak için ulaklar göndermiştir.[23] Sultan Selim, bir yandan fetihnameler gönderip bir yandan yeni atamalar yaparken daha önce Şah Kulu Baba Tekeli isyanı sırasında Anadolu’da tahriplerde bulunmuş Kürt Beylerinden Hacı Rüstem, sultana itaat etmek üzere elli adamıyla gelmiştir. Ancak Sultan I. Selim, Hacı Rüstem ve beraberindeki elli adamını önce hapse attırıp daha sonra öldürtmüştür.[24] Aynı şekilde Halid Beyi de yüz elli adamıyla birlikte öldürtmüştür. [25] Bunun sebebi her iki ismin de şahın yakın adamlarından olmaları ve Anadolu’da çeşitli karışıklıklar çıkarıp katliam yapmalarıdır.[26]

Sultan I. Selim Çaldıran’da elinden kaçırdığı Şah İsmail’i köşeye sıkıştırmak ve bu zaferini daha da pekiştirerek Şah İsmail sorununu tamamen bitirmek istemiştir.[27] Bu düşüncesiyle kışı Karabağ’da geçirmeyi ve buna bağlı olarak da ertesi yıl Şah sorununu tamamen çözmeyi istemişse de askerler bu fikrine razı gelmemiştir.[28]

Bu konuda Kemal Paşazade’nin Selimnamesi’nde karşımıza çıkan Yeniçeri kâtiplerinden Tali’nin şu beyti dikkat çekmektedir:

Diyar-ı nazik-i Rum’un değer bir köyü bin şehre

Gerekse Heşt-Beheşt olsun değişmem anı Tebriz’e [29]

Netice itibariyle Osmanlı askerleri bazı devlet adamlarının da desteğini alarak sefere devam etmek istememiş ve ayaklanıp Sultan’ı Osmanlı topraklarına dönmeye mecbur bırakmışlardır. Ancak İran’ı tamamen ele geçirmek Sultan Selim’in hiçbir zaman aklından çıkmamıştır.[30] Bu düşüncesiyle Mısır seferi dönüşünde tekrar İran üzerine yürümek istemişse de askerler buna razı gelmemiştir.

Sonuç

XVI. yüzyılın başlarında Safevi Devleti’nin kurulması, Osmanlı Devleti’nin doğu sınırlarında yeni ve ideolojik temelli bir tehdidin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Şah İsmail’in Şiiliği resmi mezhep ilan etmesi ve Anadolu topraklarında halifeleri vasıtasıyla yürüttüğü yoğun propaganda faaliyetleri, yalnızca dini bir farklılık değil, aynı zamanda siyasi ve sosyal bir huzursuzluk kaynağı haline gelmiştir. II. Bayezid döneminde bu faaliyetlere karşı diplomatik yollar tercih edilse de bu yöntemler etkisiz kalmış, neticede I. Selim tahta geçerek daha sert ve askeri yöntemlerle bu tehdidi bertaraf etmeyi hedeflemiştir. I. Selim’in Osmanlı tahtına çıkmasıyla birlikte, Osmanlı-Safevi ilişkileri tamamen farklı bir safhaya taşınmıştır. Anadolu’da mezhep temelli kargaşaların önüne geçmek amacıyla binlerce Kızılbaş’ın idam ettirilmesi, Şii propagandacılara karşı alınan tedbirler ve nihayetinde 1514 yılında düzenlenen Çaldıran Seferi, bu yeni dönemin en çarpıcı tezahürlerindendir. Çaldıran Savaşı ile Osmanlı Devleti yalnızca askeri bir zafer kazanmakla kalmamış, aynı zamanda Safevi tehdidine karşı ideolojik ve siyasi bir üstünlük sağlamıştır. Zafer sonrasında Tebriz’in fethedilmesi, Osmanlı’nın doğu siyasetinde önemli bir sembolik anlam taşımış, yeni atamalar ve gönderilen fetihnamelerle bu başarı hem içeride hem dışarıda ilan edilmiştir. Ancak Sultan Selim’in İran üzerine yürümeye devam etme ve Şah sorununu tamamen bitirme arzusu, askerlerin direnişi sebebiyle gerçekleşememiştir. Çalışma boyunca da görüldüğü üzere, Yavuz Sultan Selim dönemi Osmanlı-Safevi ilişkileri yalnızca askeri bir mücadele değil; dini, ideolojik ve siyasi bir hesaplaşma şeklinde tezahür etmiştir. Şah İsmail’in şiirler ve dini motiflerle beslediği propaganda dili, Osmanlı Devleti’nin merkezi otoritesini zayıflatacak bir söyleme dönüşmüş, bu nedenle Sultan Selim’in müdahalesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu yönüyle Çaldıran Savaşı, yalnızca iki devlet arasında gerçekleşen bir çatışma değil; aynı zamanda Sünni-Şii kutuplaşmasının tarihsel boyutta belirginleştiği ve sonraki yüzyılları etkileyecek bir kırılma anı olmuştur.

Sonuç olarak, Yavuz Sultan Selim’in kararlı politikaları, Osmanlı Devleti’ni doğu sınırlarında istikrara kavuşturmuş, Safevi tehdidini kontrol altına almış ve Osmanlı’nın doğu siyasetini uzun vadeli olarak şekillendirmiştir. Çaldıran Savaşı’nın sonuçları, yalnızca kısa vadeli askeri başarılarla sınırlı kalmamış; Osmanlı-Safevi ilişkilerinin karakterini ve İslam dünyasında mezhep eksenli siyasetin yönünü derinden etkilemiştir.

 

KAYNAKÇA

Abanoz, Gökhan, “Propaganda Unsurları ve İdeolojik Arka Plan Bağlamında Şah İsmail’in Şiirleri Üzerine Bir İnceleme.” Belgü Dil ve Edebiyat Dergisi.

Afyoncu, Erhan, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu II, İstanbul, Yeditepe Yayınevi, 2013, s. 49.

Emecen, Feridun M. Yavuz Sultan Selim, İstanbul, Yitik Hazine Yayınları, 2010, s. 147.

Erdoğan, Arif, Yavuz Sultan Selim’in Faaliyetlerinde Din ve Siyaset Faktörü (Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1998, s. 99.

Gündüz, Faruk, “Osmanlı-Safevî Münasebetlerine Umumî Bir Bakış.” Ottoman Akademi

Gündüz, Tufan, “Safevîler.” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA), Cilt XXXV. İstanbul, TDV Yayınları, 2008, s. 451.

Mohammednejad, Hamidreza, Osmanlı-Safevi İlişkileri (1501–1576) (Doktora Tezi). Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2015, s. 347.

Paşazade, Kemal, Selim-nâme, s. 82–83.

Şenol, Asiye, Osmanlı-Safevi İlişkileri ve Çaldıran Savaşı (Yüksek Lisans Tezi), Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 7.

Tansel, Yavuz Sultan Selim, s. 10.

Uğur, Ahmet, Yavuz Sultan Selim, Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri, 1992, s. 76.

Varlık, Mustafa Çetin, “Çaldıran Savaşı” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, TDV Yayınları, 1993, s. 193.

Yetiş, İbrahim, Osmanlı-İran Savaşları (Yüksek Lisans Tezi). Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014, s. 10.

Yücel, Yaşar ve Ali Sevim, Klasik Dönemin Üç Hükümdarı: Fatih – Yavuz – Kanuni, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1991, s. 115.

Akbarınoshad, Maryam, Şah İsmail ve Osmanlı ile İlişkileri (Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011, s. 2.

Kütükoğlu, Bekir, Osmanlı-İran Siyasi Münasebetleri, s. 3.

 

[1] Tufan Gündüz, Safevîler, DİA, İstanbul, 2008, XXXV,451.

[2] Maryam Akbarınoshad, Şah İsmail ve Osmanlı ile İlişkileri (Yüksek Lisans tezi), Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011, s. 2

[3] Tufan Gündüz, Safevîler, DİA, İstanbul, 2008, XXXV

[4] Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu II, İstanbul, 2013, s.49

[5] Tansel, Yavuz Sultan Selim, 10.

[6] Asiye Şenol, Osmanlı-Safevi İlişkileri ve Çaldıran Savaşı (Yüksek Lisans tezi), Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s.7

[7] Yaşar Yücel, Ali Sevim, Klasik Dönemin Üç Hükümdarı Fatih-Yavuz-Kanuni, TTK Yayınları, Ankara 1991, s. 115.

[8] Faruk, Gündüz, “Osmanlı-Safevî Münasebetlerine Umumî Bir Bakış”, Ottoman Akademi,

[9] Gökhan Abanoz, Propaganda Unsurları ve İdeolojik Arka Plan Bağlamında Şah İsmail’in Şiirleri Üzerine Bir İnceleme, Belgü Dil ve Edebiyat dergisi

[10] Arif Erdoğan, Yavuz Sultan Selim’in Faaliyetlerinde Din ve Siyaset Faktörü (Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1998, s.99

[11] Mustafa Çetin Varlık, TDV İslam Ansiklopedisi, Çaldıran Savaşı, İstanbul, 1993, s.193

[12] A.g.e, s. 193

[13] Arif Erdoğan, Yavuz Sultan Selim’in Faaliyetlerinde Din ve Siyaset Faktörü (Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1998, s.25

[14] Bekir Kütükoğlu, Osmanlı-İran Siyasi Münasebetleri, s.3

[15] Mustafa Çetin Varlık, TDV İslam Ansiklopedisi, Çaldıran Savaşı, İstanbul, 1993, s.193

[16] Afyoncu, Sorularla Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2013, s.50

[17] Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2013, s.49

[18] İbrahim Yetiş, Osmanlı-İran Savaşları (Yüksek Lisans Tezi), Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014, s. 10

[19] Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2013, s.49

[20] Hamidreza Mohammednejad, Osmanlı-Safevi İlişkileri(1501-1576), Doktora tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2015, s.347

[21] Afyoncu, aynı eser, s.49

[22] Asiye Şenol, Osmanlı-Safevi İlişkileri ve Çaldıran Savaşı(Yüksek Lisans tezi), Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s.64

[23] Ahmet Uğur, Yavuz Sultan Selim, Kayseri, 1992, s.76

[24] Feridun M. Emecen, Yavuz Sultan Selim, İstanbul, 2010, s.147

[25] A.g.e, s.147

[26] Tansel, Yavuz Sultan Selim, s.67-68

[27] Feridun M. Emecen, Yavuz Sultan Selim, İstanbul, 2010, s.146

[28] Ahmet Uğur, Yavuz Sultan Selim, Kayseri, 1992, s. 81

[29] Kemal Paşazade, Selim-Name, 82-83

[30] Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul, 2013, s.49

Burhan TEMEL
Burhan TEMEL
Burhan Temel, 1990 Ağrı doğumlu. 1993 yılında İstanbul’a göç etmiş 3 çocuklu bir aileye mensup. İlk, ortaokulu ve liseyi İstanbul’da okumuştur. Sakarya Üniversitesi Türkçe öğretmenliği bölümünden 2015 yılında mezun olarak lisans eğitimini tamamlamış, şimdilerde ise aynı üniversitenin İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalında lisansüstü eğitimine devam etmektedir. 2016 yılında arkadaşlarıyla Beşinci Mevsim dergisini kuran Burhan Temel, aynı derginin genel yayın yönetmenliğini yapmaktadır. 2023 yılında Yakin dergisi, 2024 yılının son demlerinde ise Beşinci Mevsim kültür ve sanat platformunu kurmuştur. Çeşitli dergilerde yazıları ve şiirleri yayımlanmış olup Dergicilik atölyesi ve Edebiyat atölyelerinde dersler vermektedir.
BENZERİ YAZILAR

1 Yorum

5 1 oylama
Yazı Puanı
Yoruma Abone Ol
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Zeliha

Emeğiniz ve araştırmanızla bizlere yeni ufuklar açtınız, kaleminize sağlık.

İLGİ ÇEKENLER

SON YORUMLAR