Perşembe, Ocak 29, 2026
Ana SayfaKültür SanatTarihİflah Olmaz Bir Yara: Kerbela

İflah Olmaz Bir Yara: Kerbela

Ağla ey dil ki bugün zulm firavan oldu
Gül-i gülzar-ı Nebi soldu perişan oldu
Bu işe ins ü melek cümlesi nalan oldu
Ehl-i beyt’e bu zaman gör ki ne tuğyan oldu
(Yusuf Fahir)

Ölüm ki her ne yaşarsak yaşayalım günün sonunda masanın diğer ucunda bizi bekleyen çatık kaşlı bir gerçek olmuştur. Hal böyle olunca Edebiyatımızda da bu temanın neden sıklıkla işlenmiş olduğuna kolayca anlam verebilmekteyiz. Türk tarihinin incelenebilir dönemlerinden itibaren karşımıza çıkan ve en yalın haliyle ‘’ölen kişinin ardından söylenen şiirler’’  olarak tanımlanan sagular, Türklerin İslamiyet’i kabulü ve Türk İslam sentezinin doğduğu dönemlerde yerini mersiyelere bırakmıştır. İnsanlarda derin üzüntüye sebep olan doğa olayları, savaşlar, ölümler, göçler vb. konuların aktarıldığı, yer yer sözün dahi ağladığı bu şiirler; taşıdığı malzemeler sebebiyle bize öznel bir tarihi tanıklık da sunar. Burada öznel tarih tanıklığı ifademin tarihin aktarılması hususunda devasa bir problemin kaynağı olduğunu hatırlatmakta fayda var.  Yazımızın ilerleyen bölümlerinde bu konuya değinme arzusundayız.

Efendimizin (s.a.v) gözbebeği torunlarından Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesi hadisesi de -hadisenin vukuu bulduğu andan itibaren- şiirlere konu edilmiş ve bu konuda kaleme alınmış şiirler, günümüze kadar sayısını tam manasıyla tespit edemeyeceğimiz şekilde artmıştır. Nitekim bu hadise Müslümanlar üzerinde derin bir etki bırakmış ve konuyu bir yas atmosferine büründürmüştür. Kerbela olayı, daha önceleri kaynaklarda bölümler halinde ve tarihi bir olgu olarak yer almıştır. Ancak bu yas atmosferinin bir sonucu olarak zamanla müstakil eserler olan ‘’Maktel-i Hüseyin’’ler yazılmaya başlanmıştır. Özellikle Şii Büveyhiler döneminde Muharrem ayının resmi bir ‘’matem ayı’’ ilan edilmesiyle birlikte Maktel-i Hüseyinlere verilen önem artmış bununla beraber bu eserlerin amaçlarında da sapmalar meydana gelmiştir. Önceleri bilgi aktarmak amacında olan maktel şairleri artık eserlerini matem toplantılarında halkı coşturmak amacıyla kaleme almaya başlamışlardır.
Konunun dağılmaması arzusuyla Maktel-i Hüseyinleri şimdilik bir örnek olarak burada bırakıp sonraki yazılarımızda ele almak istiyoruz.

Malzemesi dil ve insan olan bilimlerin birbirleriyle etkileşimi muhakkak kaçınılmazdır. Bu yönüyle bir şiir pek tabii bir şekilde tarihe tanıklık edebilir ancak Marc Bloch’un Tarihin Savunusu adlı eserinde değindiği gibi tarih biliminin bu özelliğinin hem zaaf hem de erdem teşkil eden ayırt edici bir nitelik olduğunu da unutmamak gerekir. Söz konusu ‘’öteki’’nin portrelerini göz gönüne sermek olduğunda tarihçinin uzun bir süre yargıçlık yaptığı, kendisini övgü ve yergiler dağıtmakla yükümlü gördüğünü anlamaktayız. Bu konu ekseninde Kerbela olayı da taşımış olduğu acılar sebebiyle Müslümanlar arasında hala sıcaklığını korumaktadır. Şüphesiz ki Âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamber efendimizin gözbebeği ve ‘’cennet gençlerinin efendileri’’ olarak tanımladığı torunlardan Hz. Hüseyin’in susuz bırakılarak şehit edilmesi her birimizin yüreğinde derin yaralar açmış, hadiseyi ne zaman anımsasak yüreğimiz yanmıştır. Ancak meseleyi anlamak ve anlamlandırmak için, tarihi verilerin sonraki kuşaklara yol gösterici özelliğinin aksamadan ve etik bir sapmaya uğramadan miras bırakılması için konuya dönemin şartlarını göz önünde bulundurarak ve kahramanlarının en nihayetinde ‘’insan’’ olduğunu; zaaflarının, beklentilerinin, yanlışlarının olabileceğini aklederek yaklaşmamız gerekir. Bu unsurlardan koptuğumuz andan itibaren tarihi gerçeklikler yerini efsanevi söylentilere bırakacaktır.

Bu yazıyı kaleme almamızın sebebi tarih ilminin bize sunduğu veriler vasıtasıyla olayları ve olguları hakikat terazisinde tartmak olmuştur. Bu çabamızın küçük bir parçası olan metni kaleme alırken her ne kadar akademik olmaması için çaba sarf etmişsek de genel çerçeveyi genel kabuller üzerine inşa ettiğimizi de belirtmek isterim. Gayretimiz insanı anlama çabası olmuştur.
Allâh’a tevekkül edenin yâveri Hak’dır.
Nâ-şâd gönül bir gün olur şâd olacaktır. (Ziya Paşa) 

Hakikate Giden Yolda Kerbela

İslam Tarihinin erken dönemlerinde cereyan eden bazı olaylar hakkında şüphesiz ki tartışmalar günümüze kadar süregelmiştir. Çıkan ihtilaflar, savaşlar ve ölümler aslına bakıldığında bir nevi bu tartışmaların bir sonucu olmuştur. Hal böyle olunca da bu hadiselerin aktarılması hususunda bilinçli ya da bilinçsiz tahriflerin yapılmış olabileceği gerçeğinin göz ardı edilmemesi hayatidir. Zira Kerbela’nın da bu tahrifler neticesinde efsanevi bir anlatımı ortaya çıkmıştır. Elbette bu tahriflerin çok sonradan ortaya çıktığı düşüncesi de yanıltıcı olacaktır çünkü hadisenin vukuu bulmasından sonra erken dönem ravilerinde de bu tahriflerin başladığı görülmektedir. Tarihin bize sunduğu verileri incelediğimizde Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi olayı, sonrasında büyük bir pişmanlık doğurmuş ve vakıa gerçekleştiği sırada orada olanlardan bazıları Emevilere karşı ayaklanmış, bazıları da sonraki dönemlerde kendilerinin suçlu olmadığına ikna çabalarına girişmişlerdir. Bu çabalar neticesinde de Hz. Hüseyin’in yüceltildiği ve kendilerinin temize çıkarıldığı söylemler ve tasvirler yapılmıştır. Bu tasvirleri incelediğimizde ekseriyette Şii bir düzlemde üretildiği ancak buna rağmen Sünni kaynaklarda da rast gelindiği görülmektedir. Zira meseleye odaklanmak açısından bir mercek daha tutarsak Sünni kaynaklardaki tasvirlerin de Şii ravilerin nakillerinden olduğu görülecektir. Yazımızın ekseninden kopmadan bu tasvirlere bakıldığında Hz. Hüseyin’in öldürülmesi üzerine birçok olağandışı olayın meydana geldiği iddia edilmiş bazılarının akıl sınırlarını zorlayacak düzeyde olduğu görülmüştür. Daha sonraki dönemlerde de konuya siyasi anlamlar yüklenmiş nitekim Büveyhi ve Safevi dönemlerinde sistematik hale gelmiştir. Dahi bu konu ekseninde hakikate koşmak arzusuyla yaptığımız okumalardan birkaç notumuzu belirmek gerekirse;

  • Konuya dair kaynaklar(henüz okumaya ve çalışmaya devam etsek de öyle sanıyorum ki) tüm yönleriyle bize ulaşmamış yahut ulaşsa da tasvir etme konusunda eksik kalmaktadır.
  • Karşı tarafın görüşlerinin ne derece bize ulaştığı veyahut ulaşanların bilgisellik derecesinin ne olduğu sorunu devam etmektedir.
  • Fikri baskılar doğru bir okumanın mümkünatını sarsmaktadır.

Buna karşılık;

  • İnsanı ve olguları anlama çabamızda haklı ya da haksızı bulma derdi ile yola düşülmemelidir.
  • Niyet okuma ve zandan kaçınılmalıdır.
  • Kahramanların insan olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Gerekirse disiplinlerüstü bir yaklaşımla konunun anlaşılması zaruridir. Çünkü günümüzde dahi Kerbela ideolojik bir kavganın cephesi olmaktan geri durmamıştır. Ancak biliyoruz ki Hz. Ali de bizimdir. Osman da. Gönlümüz Hüseyni’dir, kırıktır. Konu hakkında ne vakit çalışmaya kalkışsak bir hüzün alır bizi. Fakat evvela hakikat çizgisi… Evvela ölçü.

Mihnet-i aşka tahammüldür kemâli âşıkın
Olmayan râzî kazâya etmesin da’vâ-yı aşk
Dâr-ı dünyâ Kerbelâ’dır her Hüseynî-meşrebe
Böyle takdîr eylemişdir Hazret-i Mevlâ-yı aşk (La Edri)

Göz Nuru: Hüseyin

’Kerbela’yı adım adım yürüdüm, sana geldim can Hüseyin merhaba.’’

Vuku bulan hadiseye geçmeden önce Hz. Hüseyin’den kısaca bahsedip dua etmek niyetindeyiz.

Hz. Hüseyin, Peygamber efendimiz (s.a.v)’in kızı Fatıma’dan olan ikinci torunu olarak 5 Şaban 4 (10 Ocak 626) yılında dünyaya gelmiştir. Dünyaya gelmesiyle efendimiz kulağına ezan okumuş, onun için akika kurbanı kestirmiştir. Siyer kaynaklarında geçtiği üzere Peygamber efendimiz torunlarına büyük bir muhabbet besler onları çok severdi. Torunları için, ‘’onlar dünyada iki reyhanımdır.’’ buyurmuştur. Yine onlar için, ‘’Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir’’ buyurur. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in hilafet dönemine denk gelmektedir. Hz. Ali döneminde Cemel, Sıffin, Nehrevan savaşlarına katılmıştır.

Hz. Ali’nin Abdurrahman b. Mülcem tarafından şehit edilmesinden sonra ağabeyi Hz. Hasan, Kufeliler tarafından halife seçilmiştir. Hz. Hüseyin de ağabeyinin, Muaviye ile yaptığı barışa gönlü çok el vermese de onun bu kararına uyarak yanında yer almıştır. Daha sonra Kufe’nin Muaviye’ye biat etmesiyle beraber siyasetten uzak durmak isteyen ağabey Hz. Hasan ile beraber Medine’ye gitmiştir. Kaynaklardan edinilen bilgilere göre Hz. Hüseyin uygun görmediği icraatları eleştirmekten uzak durmamış fakat ekseriyette de Muaviye döneminde siyasetten uzak durmuştur. Ancak Müslümanların kalbine bir hançer gibi saplanan olayın vuku bulmasının temel nedenlerinden biri olarak da Hz. Hüseyin, Yezid’in veliahtlığına açıkça muhalefet etmiştir. Yezid’in veliahtlığı meselesi, Ümeyyeoğullarının hilafeti dünyevileştirme meseleleri yazımızın bazı noktalarında bahsettiğimiz tartışagelen meselelerden biridir. (Konu ile ilgili ileri okumalar için; Adnan Demircan, Emeviler-Beyan Yayınları, İbrahim Sarıçam, Emevi-Haşimi İlişkileri- Tdv yayınları, İsmail Yiğit, Emeviler-İsam yayınları) Konunun bu boyutuna uzun uzadıya değinmeye kalksak herhalde başlı başına bir kitap yazmak ihtiyacı hâsıl olacaktır. Şimdilik bu konuyla ilgili kıymetli müelliflerimizin eserlerinden faydalanmayı kendi adımıza uygun görüyoruz. Ancak şuna değinmek isteriz ki Hz. Hüseyin’in de beklentileriyle, zaaflarıyla, neşesiyle, üzüntüsüyle bir insan olduğu gerçeği unutulmamalıdır ki genel görüşe göre Hz. Hüseyin’in dedesi, babası ve ağabeyinin devlet yönetimindeki yerleri dikkate alındığında kendisini bu işe Yezid’den daha layık görmüştür. Netice itibariyle Muaviye’nin vefatından sonra Receb 60 (Nisan 680)’ta Yezid hilafete gelmiştir. Bundan sonra karşılaşılan sorunlardan biri de iktidarın meşruiyeti meselesi olmuştur.
Yezid, iktidarının meşruiyetini sağlamak amacıyla bir an önce ona engel olabilecek kişilerin biatlerini almak istemiştir. Bu sebeple Medine valisi Velid’e bir mektup göndermiş, bunun üzerine Velid de Hz. Hüseyin ve Abdullah b. Ez-Zübeyr’i çağırarak Yezid’e biat etmelerini talep etmiştir. Ancak biat etmek istemeyen Hz. Hüseyin bu gelişmelerin ardından Medine’den ayrılmıştır. Bu sırada Hz. Hüseyin’in biat etmediğini öğrenen Kufeliler, kendisine mektuplar yazarak onu memleketlerine davet etmişlerdir. Olguların satır aralarında tarihi malzemeler arayan her tarihçi fark edecektir ki mektuplar ekseriyette Hz. Ali taraftarlarının ileri gelenleri tarafından gönderilmiştir. Durum böyle iken Hz. Hüseyin’in de Kufe’ye gitmeye karar vermesi pek tabii anlaşılabilir. Ayrıca bu hususta Hz. Hüseyin’e gönderilen mektupların çok oluşundan onun Kufeliler arasında son derece popüler olduğu anlaşılmaktadır.

Hz. Hüseyin, Kufe’deki durumu kontrol etmesi amacıyla amcasının oğlu Müslim b. Akil’i önceden oraya göndermiştir. Durumu değerlendiren Müslim, Hz. Hüseyin’e gelmesini söylemiştir. Gerçekten de Müslim Kufe’ye vardığında büyük bir coşkuyla karşılaşmış ancak sonraki zamanlarda meydana gelen durumlar silsilesi sebebiyle halk tarafından yalnız bırakılmıştır. Her ne kadar kaçmayı denese de netice itibariyle yakalanıp Ubeydullah tarafından sarayın damına çıkartılmış ve burada halkın gözü önünde başı kesilerek aşağı atılmıştır. Bu durum Kufe halkının vadettikleri desteklerinde samimi olmadığını göstermektedir. Yine Hz. Hüseyin’e karşı gönderilen orduda bulunanlardan bazılarının ona mektup yazıp Kufe’ye davet eden kimselerden olması da son derece hazindir. Resulullahın gözbebeği torunu Hz. Hüseyin, Müslim’den gelen habere güvenerek yola revan olmuştur. Ancak bu gelişmeler yaşanmadan önce Mekke’de bulunan kimselerin onun Kufelilere güvenmemesi ve oraya gitmemesi hususunda fikir birliğinde bulunduklarını da belirtmek de fayda var. Konuyla ilgili hacmi ve haddi aşmadan aldığımız notlara yer verirsek Hz. Hüseyin’in yolda karşılaştığı Abdullah b. Muti’nin uyarısına rağmen ‘’Başımıza Allah’ın yazdığı gelir’’ diyerek kararlılık gösterdiği yine meşhur şair Ferezdak ile karşılaşmasında da buna benzer telkinleri dinlemediği rivayetlerle aktarılmıştır.

Kırılma: Suyun Öteki Tarafında Kalmak

Derviş Yunus dünya fani
Bizden evvel gelen hani
İki cihan sultanları
Hasan ile Hüseyin’dir
(Yunus Emre)
 

Hz. Hüseyin, Kufe’ye ulaşamadan Ubeydullah’ın askerleriyle karşılaşmıştır. Bu karşılaşmada askerlere komutanlık yapan kişi Ubeydullah tarafından görevlendirilen Hür b. Yezid olmuştur. Hür’ün amacı öyle anlaşılıyor ki Hz. Hüseyin’i kontrol altında tutmaktır. Burada küçük bir hatırlatma yapmak gerekirse karşılaşmada daha önce de değindiğimiz üzere Hz. Hüseyin’in karşısında duran orduda bazı kimseler, aynı şekilde ona Kufe’ye gelip halife olması için mektuplar yazan kimselerdendir.  Hz. Hüseyin bunu söylediğinde ise durumu inkâr edip mektuplardan haberdar olmadıklarını ifade etmişlerdir.

Hür, Ubeydullah’tan aldığı emir üzerine Hz. Hüseyin’in geri dönmesine izin vermemiş, Kufe dışında başka bir yere gitmesini de kabul etmemiştir. Bunun üzerine Hz. Hüseyin ve beraberindeki az sayıda arkadaşları kuzeye doğru yönelmişlerdir. Nihayetinde vardıkları yer Kerbela olmuştur. Bu sırada Ubeydullah’dan Hür b. Yezid’e bir mektup gelmiş ve ekseriyette Hz. Hüseyin’in ağaçsız ve susuz bir bölgeye çekilmesi ve buradan başka bir yerde konaklamaya izin vermemesi söylenmektedir. Tüm bunlar yaşanırken Ubeydullah bu vazife için Ömer b. Sa’d’ı görevlendirmiştir. Burada da bir mercek tutulduğunda şuna değinmeden geçemiyoruz; Müslim b. Akil Kufe’de işlerin yolunda olmadığını anlayınca son bir güçle güvendiği bir kişiyle Hz. Hüseyin’e Kufe’ye gelmemesi yönünde haber göndermiştir. O, güvenip seçtiği kişi Ömer b. Sa’d’tır. Ancak görüldüğü gibi Hz. Hüseyin’in kurtarılması için gönderilen kişi bir anda onu şehit eden orduya komutanlık eden kişi olabilmiştir. Ayrıca yine değinmekte fayda vardır ki; Ömer b. Sa’d ilk etapta bu görevi kabul etmek istememiştir. Ancak Ubeydullah tarafından kendisine verilen valilik görevini kaçırmamak için kabul ettiği düşünülmektedir. Bu da makam sevgisinin insana neler yaptırabileceğini gösteren iyi bir örnek olarak tarihin sayfalarına nakşedilmiştir.

Durumun içinden çıkılmaz bir hal aldığını gören Hz. Hüseyin, yanında bulunanlara kendisini terk edebileceklerini söylemişse de onlar bunu kabul etmemişlerdir. O geceyi ibadetle geçirmiştir. 10 Muharrem 61 (10 Ekim 680)’de Hz. Hüseyin karşısında bulunanlara bir konuşma yaptı. Bu konuşma sırasında daha önce onu kontrol altında tutmak isteyen Hür b. Yezid pişman olarak Hz. Hüseyin’in tarafına geçmiştir. Kaynaklarda belirtilenlere göre Ubeydullah’ın askerlerine saldırıp onlardan ikişiyi öldürdükten sonra öldürülmüştür. (Konu ile ilgili ileri okumalar için; Adnan Demircan- Kerbela, Beyan Yayınları) 

Çatışmalar önce mübareze (teke tek) şeklinde gerçekleşmiş daha sonra şiddeti artmış ve toplu saldırı haline bürünmüştür. Zaten az sayıda olan Hz. Hüseyin’in yanında bulunanların sayısı iyiden iyiye azalmıştır. Tarihin bu kara anında Efendimizin göz bebeği torunu Hz. Hüseyin de aldığı kılıç ve mızrak darbeleriyle şehit olmuş, başı kesilmiştir. Daha sonra çadırı talan edilmiş yağmalanmıştır. Hz. Hüseyin’in çadırına vardıklarında o sırada hasta yatan oğlu Ali’yi de öldürmek istemişlerse de Ömer b. Sa’d buna mani olmuştur. Vakıa sonuçlandığında Hz. Hüseyin’in kesik başı Yezid’e gönderilmiştir. Çeşitli rivayetlerde Yezid’in Hz. Hüseyin’in başına hakaretlerde bulunduğu aktarılsa da bu konu ile ilgili yorum yapma yeterliliğini şimdilik kendimizde görmemekteyiz. Ancak tarihi malzemenin aktarılması hususunda etik sapmaların olabileceğini kabul ederek kanaatimizce bu konuda da ihtiyatlı davranmakta fayda var.

 Son Söz Niyetine

“Gam-ı dünya bizi bilmez velî mâh-ı muharremde
Şehîd-i Kerbelâ bir âh u vâhımız vardur” (Hayali Bey)

16. yüzyılda yaşamış olan Hayali Bey’in ‘’vardır’’ redifli gazelinde de bahsettiği gibi; ‘’Dünya tasası, derdi bizi tanımaz, bilmez fakat Muharrem ayında Kerbela şehidi için ‎bir ah ve vahımız vardır.’’

Yaşadığımız çağdan her ne kadar şikâyette bulunursak bulunalım her çağın en temelde birbirine benzeyen özellikleri vardır. Fikri ayrışmalar, çatışmalar, insanın hak yolundan sapması gibi mevzulara kafa yormaya başladığımız bir dönemde insanı anlamlandırmak için veri aramamızın sonucunda görüyoruz ki dönemlere kutsiyet atfetmek bizi olguları incelerken yanılgıya sürüklemektedir. Nitekim Âlemlere rahmet peygamber efendimizin vefatından hemen sonra başlayan olaylar silsilesinin insanın varacağı noktayı gözler önüne serecek niteliktedir. Efendimizin göz nuru torununun hunharca şehit edilmesi içimizi yakan bir vakıa olmuştur. Ancak yer yer bahsettiğimiz gibi hadiseyi efsanevi bir hale büründürmemiz, kişinin öznel tutumundan ayrı tutup genele yaymamız işi içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır. Nitekim Kerbela hadisesinin satır aralarında karşımıza çıkan malzemelere mercek tuttuğumuzda Hz. Hüseyin’in başının kesilmesinin keyfiyetliğiyle ilgili tartışmaların devam ettiğini görmekteyiz. Aynı şekilde Ömer b. Sa’d’ın makam isteğiyle tarihe Hz. Hüseyin’i şehid eden ordunun komutanı olarak yazılması,  Hz. Hüseyin’in Kufe’ye giderek taraftarlarından biat alıp İslam halifesi olmayı istemesi gibi durumların şahsi durumlar olabileceği gerçeğinden kopmamak lazım gelir.

“Gökten indikte belâ bulmazdı menzil konmaya
Olmasaydı arsa-ı âlemde hâk-i Kerbelâ” (Fuzuli)

Konunun siyasi bir propaganda aracı olması da ayrıca dikkat edilmesi gereken bir durum olmuştur. Çünkü İslam tarihinin erken dönemleri incelendiğinde Hz. Hüseyin’den önce şehit edilen Raşid halifeler varken hiçbirinin şehadetinin bir matem geleneği haline getirilmediği görülmektedir. Hadise vuku bulduğu andan itibaren Müslümanlar ciddi bir refleksle ikiye bölünmüş Hz. Hüseyin’e farklı misyonlar yüklemiş, onun insani özelliklerini olağandışı özelliklerle değiştirmek suretiyle bir tarafgirlik sergilemişlerdir. Aynı şekilde tüm yönleriyle tamamen bir kötülük abidesi olarak görülen Yezid’e lanetler okumuştur. Öyle düşünüyoruz ki her iki aşırı tutum da Müslümanların zihnini bulandıracak onları hakikatten uzaklaştıracak tavırlardır. Âlemlere rahmet peygamber efendimiz (s.a.v)’in aşırılıktan kaçınmayla ilgili bize buyurduğu öğütleri bir an olsun unutmamak gerekir. Öyledir ki bu hadise tarihin akışını etkilemiş sonraki süreçlerde Emevi devletinin yıkılmasına sebep olmuştur. Emevilerin yıkılmasıyla da nihayete eremeyen kavga Abbasilerle başka bir boyuta taşınmış ve günümüze kadar yeniden ve yeniden inşa edilerek süregelmiştir.

Yazımızı kaleme alırken her satırında ilmi bir yanılgıya düşmemek ve yanlış söz etmemek adına estağfurullah zikrini dile getirdik. Maksadımız zihnimizde ve gönlümüzde silinmez bir izi olan hadiseye mercek tutmak ve bunu anlamlandırmak olmuştur.

‘’Eşrefoğlu al haberi
Bahçe biziz gül bizdedir
Biz de Mevla’nın
kuluyuz
Yetmiş iki dil bizdedir

Erlik midir eri yormak
Irak yoldan haber sormak
Cennette on sekiz ırmak
Coşkun akan sel bizdedir

Adam vardır cismi semiz
Abdest alır olmaz temiz
Halkı dehleylemek nemiz
Bilcümle vebal bizdedir

Kimi sofu kimi hacı
Cümlemiz hakka duacı
Resul-i Ekrem’in tacı
Aba hırka, şal bizdedir

Erenler gerçeğiyiz
Has bahçenin çiçeğiyiz
Hacıbektaş köçeğiyiz
Edep erkân yol bizdedir

Kuldur Hasan Dede’m kuldur
Manayı söyleyen dildir
Elif hakka doğru yoldur
Cim ararsan dal bizdedir’’ (Kul Hasan ö.1603-1604)

 

 

 

KAYNAKÇA

Aycan, İrfan. Saltanata Giden Yolda Mu‘aviye b. Ebî Süfyân. Otto Yayınları.
Demircan, Adnan. Kerbela: Keder ve Bela Beyan Yayınları.
Demircan, Adnan.Fitne: Kardeşlerin Savaşı.” Beyan Yayınları.
Sarıçam, İbrahim. Emevî-Hâşimî İlişkileri: İslâm Öncesinden Abbâsilere Kadar. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.
Yiğit, İsmail. Emevîler. İSAM Yayınları.
Öz, Mustafa. Kerbela Maddesi Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (TDV İA).

Burhan TEMEL
Burhan TEMEL
Burhan Temel, 1990 Ağrı doğumlu. 1993 yılında İstanbul’a göç etmiş 3 çocuklu bir aileye mensup. İlk, ortaokulu ve liseyi İstanbul’da okumuştur. Sakarya Üniversitesi Türkçe öğretmenliği bölümünden 2015 yılında mezun olarak lisans eğitimini tamamlamış, şimdilerde ise aynı üniversitenin İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalında lisansüstü eğitimine devam etmektedir. 2016 yılında arkadaşlarıyla Beşinci Mevsim dergisini kuran Burhan Temel, aynı derginin genel yayın yönetmenliğini yapmaktadır. 2023 yılında Yakin dergisi, 2024 yılının son demlerinde ise Beşinci Mevsim kültür ve sanat platformunu kurmuştur. Çeşitli dergilerde yazıları ve şiirleri yayımlanmış olup Dergicilik atölyesi ve Edebiyat atölyelerinde dersler vermektedir.
BENZERİ YAZILAR

1 Yorum

0 0 oylar
Yazı Puanı
Yoruma Abone Ol
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Hatice ışık

KALEMİNİZ KIRILMASIN !!!

İLGİ ÇEKENLER

SON YORUMLAR