Perşembe, Ocak 29, 2026
Ana SayfaKültür SanatTarihHased-i Akran Belasına Uğrayan Şehid Âlim: Molla Lütfi

Hased-i Akran Belasına Uğrayan Şehid Âlim: Molla Lütfi

Türkiye’de son yıllarda yayınlanan yerli TV dizileri, tarihe ve tarihi şahsiyetlere olan ilginin artmasına vesile oldu. Bu yapımlarda genellikle gerçekle kurgusal arasında salınan, yüzeysel ve vülgarize bir anlatım tarzı tercih ediliyor. Son günlerde TRT 1’de yayınlanan Fetihler Sultanı: Mehmed bu tarz dizilerden birisi. Bu dizide de seyircinin ilgisini canlı tutmak adına yer yer kurgu/komedi gerçeğin önüne geçmiş. Dizi karakterleri arasında kurgusal bir kisve altında heyecanlı, komik ve cerbezeli birisi olarak canlandırılan tarihi bir şahsiyet yer alıyor. İlim ehli olma vasfı ancak dikkatli izleyici tarafından fark edilebilen “Deli Lütfi”.

Felsefe ve dini ilimlerdeki bilgisiyle müderris payesini sonuna kadar hak eden, onlarca ilmi eserin müellifi,  mizah alanında Şeyhi’nin eserine denk bir Harnameye* sahip bulunan, Fatih devrinin şöhretli alimi Molla Lütfi, ortalama seyircinin ilgisini çekmek uğruna “Deli” sıfatıyla karakterize edilmiş dizide.

Asıl adı Lütfullah olan bu âlim zat, Taşköprîzâde tarafından ilmiyle âmil, kâmil ve ârif bir kişi olarak tanıtılıyor. Hoca Sadettin onun arif ve anlayışlı bir kişi olduğunu söylerken, Mehmet Mecdî “Allah rahmet eylesin” duasıyla adını anıyor. Tezkire sahipleri onu anlatmak için “Altın bezeli kitaplar yazmış bir erbab-ı kalem” ve “Anka* gibi benzeri olmayan bir bilgin” ifadelerini kullanmışlar. Gerektiğinde sözünü sakınmaması, protokol ve teşrifata aykırı tavır ve halleri nedeniyle, ehl-i rüsûm arasında kendisini Sarı Lütfi veya Deli Lütfi adıyla ananlar olsa da, bütün bu sıfatlar arasından Molla Lütfi denilmekle ma’ruf ve meşhur olmuştur.

Molla Lütfi, II. Murad dönemi alimlerinden Hızır Bey’in oğlu Sinanüddin Yusuf’un, bilinen adıyla Sinan Paşa’nın talebesidir. Sinan Paşa Fatih’in hocası iken, aynı zamanda, vezirlik görevini de ifa ettiğinden Hoca Paşa lakabıyla da anılmıştır. Molla Lütfi, hocasının tavsiyesiyle o yıllarda İstanbul’a davet edilen Ali Kuşçu’dan matematik okumuş, daha sonra bunu Sinan Paşa’ya da  öğreterek kendi hocasına hocalık yapmıştır. Bu arada Sinan Paşa’nın padişaha tavsiyesi üzerine, Fatih’in kütüphanesine hafız-ı kütüb* olarak görevlendirmiştir.

Tarihi kaynaklarda belirtilmeyen bir sebeple Sinan Paşa gözden düşüp sürgün edilince, mâzul vezirin etrafında kimsecikler kalmamış, ancak talebesi Molla Lütfi hocasını yalnız bırakmayarak Sivrihisar’a gitmiş ve sürgün hayatı boyunca onun yanından ayrılmamıştır. Bu davranışından onun, hocasının yanında gönüllü sürgün olmayı kabullenecek derecede sadakat ehli bir  karaktere sahip olduğu anlaşılıyor. Hoca ve talebesinin birlikte geçirdikleri bu sürgün günleri II. Bâyezit’in tahta cülûsu ile sona ermiştir.

İstanbul’da bulunduğu sırada, hocası Sinan Paşa ile birlikte, devrin büyük mutasavvıflarından, Fatih’teki Vefâ semtine de adını vermiş olan Şeyh Ebû Vefa Muslihuddin Mustafa’ya intisab etmiştir. Fatih Semaniye Medresesi müderrisliği görevinde iken, ders sonrası Ebû Vefa Tekkesi’ne gider ve ikindi ile akşam namazı arasında Buharî’den hadis dersleri verirdi. Kaynaklarda Sahihi Buharî’yi açtığı zaman gözyaşlarını tutamadığı ve okuduğu hadisleri ağlayarak şerh ettiği aktarılır.

Nüktedan kimliği ile tanınan Molla Lütfi, gördüğü yanlışları acımasızca hicvetmekten geri durmazdı. Anlatılanlara göre,  kütüphanesinde görev yaptığı dönemde, Sultan Mehmed’e bile şaka yollu gönderme yapmaktan geri durmamıştır:

Bir gün Fatih bir kitap almak için kütüphanesine gelerek hâfız-ı kütüb Molla Lütfi’ye;

“–Bana şu kitabı alıver!” diye yüksekçe bir yerdeki bir kitabı getirmesini emreder.

Molla, kitaba birkaç hamle yapmasına rağmen ulaşamaz. Kitaplığın önünde yerde bulunan içi oyuk bir mermerin kenarına basarak kitabı alır. Molla’nın hâlini gören nüktedan padişah takılmadan edemez.

“–Hele n’eyledin Molla ? Ol taş Hz. İsa efendimizin beşik taşıdır, kendisi ol taş üstünde doğmuştur!”

Molla o an bir şey söylemez ve işine devam ederken gözüne kitapların üzerindeki eski bir bez parçası ilişir. Güve yeniği, delik-deşik olmuş, üstü toz kaplı bu bez parçasını, parmaklarının ucuyla nâzikçe kaldırır. Aynı saygı ve ihtiramla sultanın dizinin üzerine koyarak, padişahın istediği kitabı bezin üzerine yerleştirir. Sultan bu durum karşısında şaşkın şekilde ve huzursuzlanarak sorar;

“–Bre Molla, bu tozlu çulu benim üzerime niye getirdin?”

Molla Lütfi sakin bir tavırla cevap verir;

“–Devletlû padişahım! Huzursuz olmayınız. Bu bez Hz. İsa Peygamber’in beşiği bezidir. Ol sebepten sizin diziniz üzere koydum” diyerek padişahın nüktesine benzer bir nükte ile karşılık verir.

Başka bir hiciv yollu latifesi ise şöyledir: Sultan Mehmed, Semâniye medresesi hocalarından tanınmış altı lügati (Sıhahü’l-Cevherî, Tekmile, Düstur, Mücmel, Mugrib, Mütekaddime) ihtivâ eden tek bir kitap hazırlamalarını istemiştir. Lügat çalışmasında yer alan zamanın bilginlerinden Uslu Şucâeddin ile Molla Lütfi hamamda karşılaşınca, konu sözlükten açılır ve birbirlerine çalışmalarını anlatmaya başlarlar. Uslu Şucâeddin kitabın her satırına bir “şekk (şüphe) alâmeti”  koyduğunu söyler. Molla Lütfi ise; “Ben her satıra değil sadece sahifeye bir alâmet-i şekk koyuyorum, meğer sen benden eşekk imişsin” diyerek esasen pek sevmediği ve âlim olmadığını düşündüğü şahsı bir kelime oyunu ile eşşek yapıverir. Her ne kadar “şekk”den gelen “eşekk” Arapça çok şüpheci anlamına gelse de, Molla’nın burada neyi kast ettiği bellidir.

Yazının başlığında kullandığımız “hasedi akran belasına uğradı” ifadesi, kendi talebesi ve  Yavuz Sultan Selim devri alimi Şeyhülislam Kemalpaşazade (İbn-i Kemal) tarafından, Molla Lütfi’nin katline gönderme yapmak için kullanılmıştır.

Yavuz Sultan Selim at üzerinde birlikte yolculuk ettikleri bir gün İbn-i Kemal’e sorar:

“–Molla lütfi sizin üstadınız imiş. İlm-ü fazlı ma’rûf iken katline bâis* ne oldu?”

İbn-i Kemal şöyle cevap verir:

“– Hased-i akran (akranlarının kıskançlığı) belasına uğradı. İnce tabiatlı, bezlegûy*, nâdire söyleyici kimesne idi. Çoğu kişileri donatırdı, şirin latifeleri döşerdi. Böyle iken kimseye pek vücut vermezdi. O cihetten düşmanı çoğalıp üstün geldiler ve iftira ile helakine çalıştılar. Gah bazı latifeler uydururdu ki, işiden uydurma olduğuna kuşkulanmayıp gerçek sanırlardı.”

Mollanın katline sebep olan hadiseleri ve meşhur hicviyesi “Uslu Şucâ Münazarası” adlı harnamesini bir sonraki yazıda anlatalım inşallah.

 

* LUGATÇE:

Harname: Eşekname. Edebiyatımızın ilk fabl ve hiciv örneğidir. XV. yüzyılda Şeyhî tarafında kaleme alınmış, 126 beyitlik bir mesnevidir. Molla Lütfi tarafından yazılan “Uslu Şüca Münazarası” da Şeyhi’nin eserinden sonra yazılmış ikinci bir harname örneğidir.
Anka: Kaf dağında yaşadığına inanılan efsanevi kuş. Zümrüd-ü Anka. Simurg.
Hafız-ı kütüb: Kütüphaneci.
Bâis: Sebep olan şey
Bezlegûy: Hoşsohbet, şakacı, zarif.

Görsel: https://kulturenvanteri.com/yer/sehit-molla-lutfi-turbesi/#17.1/41.042868/28.937528

 

Görgün ÖZCAN
Görgün ÖZCAN
Görgün ÖZCAN 1971 Konya/Seydişehir doğumludur. Seydişehir İmam Hatip Lisesi’nin ardından, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. “Yerel Yönetimlerin Kültür Politikaları ve Kültürel Belediyecilik” tezi ile Yüksek lisans diploması almış, ardından “Klasik Çağda Osmanlı Şehir Sistemi ve Osmanlı Şehirleşmesinde Vakıfların Rolü” başlıklı tezi ile doktorasını tamamlamıştır. “Osmanlı Şehirciliği ve Vakıflar” ve “Doğu ve Batı Arasında Şehir” adlarıyla basılan kitaplarının yanında, yerel yönetimler ve şehirleşme tarihi hakkında yayınlanmış makaleleri bulunmaktadır. İstanbul Sebahattin Zaim Üniversitesinde Kent Sosyolojisi ve Osmanlı Şehircilik Tarihi dersleri vermiştir. Yeşilay Cemiyeti Sultanbeyli Şube Başkanı olarak bağımlılık alanında sosyal sorumluluk faaliyetlerine devam etmektedir. 1995-2009 yılları arasında serbest avukatlık yapmıştır. Halen Sultanbeyli Belediyesi’nde çalışmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.
BENZERİ YAZILAR
0 0 oylar
Yazı Puanı
Yoruma Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İLGİ ÇEKENLER

SON YORUMLAR