Nurten’e
yorgun bir rüzgâr serinliğinde üşürken gece
küçük ve beyaz parmakların dokunuyor saçlarıma
ey, gönül evimin konuğu
gözlerime sabah mahmurluğu sindiğinde
çırpınıyor göğsümde
yürek işçiliği görmüş bir bakış
aşk derin, iz bırakmış esmer tenime
kor olup sana yandığım günlerden
hasretin sağanak sağanak boşanırken ellerime
yüzün al al
bir perde olup
aralanıyor sen gülerken gecenin kanatları
gül dermiş yüzün, güle banmış dilin
gül okuyup gül kokuyorsun
ey, her sabah alınganlığımı
yemyeşil bir sesle boyayan mevsimin sahibi
içimde kıza ve oğula kesen fidanlar boy verip
bir bahar yağmurunda ıslanırken
her akşam saçlarının duldasına yaslanmaktayım
ruhuma üflenen cemre buğusuyla
ey, elest bezminde yazgıma düşülen aşk
sen ve ben, g/k/ülden ocaklara
Tutunca gönlümüzü bir olmak için
küllenmiş ateşten geçip savruldu sözlerim
sonra seni koydum başucuma
çoğalırken sevgin yılların evinde
sevgilim, usuldan yürü / ki
gönül soframızda ayrılık günleri ayaklanmasın
bağdaş kurup oturmuşken obamıza hüzün
yeşerir mi yine göğün altında hanemizde bin umut
gök aynı gök olsa da eski aşklardan eser yok şimdi.
yamadık düşlerimizle yoksul soframızın kenarlarını
sonra ev nedir bildim
payıma düşen bir avuç mutluluk olsa da
damarlarımda dolanan nisyan sessizliği içinde
unuturum, unutursun, unutur
sanma / ki
benim adım insan…


Eskimeyen aşkın muhafızı…yüreğine sağlık, ne iyi etmişim de sevmişim seni.