Cuma, Şubat 20, 2026
Ana SayfaKültür SanatEdebiyatManastırda Bir Acı Çığlık: Yaşam, Eve Dönmektir

Manastırda Bir Acı Çığlık: Yaşam, Eve Dönmektir

0:00 0:00
100

Nicedir hiçbir kalabalık bastırmıyor yalnızlığını dünyanın.
Şeddeli bir akşam hüznü çöküyor sonra omuzlarımıza.

1998 yılında vizyona giren ‘’Patch Adams’’ adlı film ‘’yaşam, eve dönmekten ibarettir.’’ Repliğiyle başlıyor. Benim de tam nerede ve nasıl kaybettiğimi anlatmaya karar verdiğim bir zaman karşıma çıktı bu film. Replik üzerine uzun uzadıya düşünmüş sadece ekranın piksellerine bakakalmış, zihninde terk edişler; korkular, Cuma vakitlerinde uzayan münacatlar, gelmeyenler ve dahi hiç gitmeyenlerle saatlerce öylece oturdum. Şakaklarımda yalnız babama yakıştırdığım aklar…

Işıltılı cazz devam ediyor. Şehir, inadına ürkek, inadına cazibeli.

Ben ise eve dönemeyenleri düşünüyorum. Mahcup bir ürperti alıyor beni. ‘’insanı ağlatacak kadar güzelsin’’ Bahe.

Yıl 1928…

Asıl adı Circis Kaplan olan Bahe, Mardin yakınlarında adı Bine-bil, yani Süryanice bülbül demek olan bir köyde Suriye’den göç eden bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Dünyanın alçaklığına kanmamak istemiş olacak ki, zihinsel engelli-özel bir çocuk olarak- yaşamını sürdürmüş. Eve dönemeyenlerden, o yüzden içime bir yumru gibi düşer adı. Dergiye yazı hazırlamak için uğraştığım günlerde hatırıma geldi. Topladım masamı, bir ibadete başlar gibi başladım anlatmaya. Dışarıda kar yağıyor.

Bahe’nin ailesi, maddi imkânsızlıklar içindedir. Babası hamallık yapar annesi de elindeki imkânlar dâhilinde çocuklarına bakmakla meşgul olur. Doğumuyla bir göz aydınlığı gelir evlerine. Bahar ayrı bir umut verir, kuşlar bir başka kanat çırpar. Tandırdaki ekmek herkese yeter. Allah’la biraz daha samimi olunur. Böylece geçer zaman. –elimde olsaydı haber kiplerine bir de geçecek zaman eklerdim-

Bir gün annesi Bahe’yi uyuması için kuyunun yakınlarına bırakır. O esnada bir horozun saldırmasıyla yüzü gözü kan içinde kalır. Anne yetişir. Yetişir yetişmesine ama bu durum onda derin izler bırakır ancak kimse anlayamaz. Dört beş yaşlarına geldiğinde fark edilir ki Bahe’de zihinsel bir engel de bırakmış bu durum. Hem konuşma hem de anlama güçlüğü çekecektir.

Güzel günlerin çabuk bitme gibi bir huyu vardır.

Bahe, altı yaşına geldiğinde babası vefat eder. Bu durum annesi Vedia’yı şaşkınlıklar içinde bırakır. Ne yapacağını bilemez. Üzüntüsünü yaşayamayacak kadar çaresiz kalmanın ne olduğunu anlatmaya elbette benim şairliğim yetmeyecek.

Hayatın zorlukları karşısında dayanamayan annesi Vedia, çareyi Suriye’deki baba evine dönmekte bulur. Ancak küçük yaşlardaki, üstelik engeli olan, Bahe’yi götüremeyeceği; götürse dahi onun bu yolculuğa dayanamayacağı da aşikârdır. Bunun üzerine Bahe’yi Deyrulzafaran Kilisesine götürür.

Yolda yürürlerken annesinin eteklerine sıkı sıkı sarılan Bahe, onu bir daha göremeyeceğini bilemez elbet. Bir annenin eteklerine sıkı sıkı sarılmak… Öyle sanıyorum ki bir çocuk için dünyanın en güvenli parkıdır.

Deyrulzafaran Kilisesine geldiklerinde annesi ona son bir kez daha sarılır ve geri döneceklerini, onu buradan alacaklarını söyler. Hiçbir şeyin farkında olmayan Bahe ile vedalaşır ve usul usul oradan uzaklaşır. Tutmasa kendini, kan tükürecek kadar acı çeker. Bahe ise bulunduğu yerden hiç kımıldamadan annesinin gidişini izler.

Yıllar geçer, insan geçer, acılar ve sevinçler geçer. Berlin duvarı yıkılır, aya ayak basılır. Yaşam devam eder.

Ancak Bahe’nin saati annesinin onu terk ettiği zamanda durur. Yıllarca bekler. En ufak bir kapı sesini annesi sanır. Hiçbir yere ayrılmaz. Yetmiş yıl bir manastırda annesini bekler. Nadiren dışarıya çıkar; kırmızı çoraplarından hiç ayrılmaz. Ama annesi gelmez. Bir kavuşma daha mahşere kalmıştır. Manastıra ibadet için gelen Süryani halk ona sahip çıkar ancak orada bir ömür geçirmesine rağmen Bahe, Süryanice de öğrenemez. Annesinin onu bıraktığı zamanlarda konuştukları kısıtlı bir Arapçadan başka bir şey bilmez. Hep yere bakar, boynu büküktür. Kırk mil öteden görünür sırtına yüklenmiş dünya ağrısı. Yetmiş altı yaşına geldiğinde ise annesinin onu bıraktığı yerde hayata gözlerini yumar.

Evet, ‘’yaşam eve dönmektir’’ ile başlıyordu film. Dönemedi Bahe. ‘’Doğdu, büyüdü ama yaşayamadı.’’

Gecenin bir vakti.

Kar yağmaya devam ediyor. Dışarıda şen şakrak çocuklar kartopu oynuyor. Bahe’nin sesini duyuyorum. Annesiyle oynuyor. Kara ve yağmura rahmet deniliyor. Borsa kurulmamış, para piyasalarıyla alakalı haberlerden bahsedilmiyor. Mahallenin bakkalı doğru tartıyor.

Bahe’yi görüyorum. Ağlamayı başarmış, ağlıyor.

Burhan TEMEL
Burhan TEMEL
Burhan Temel, 1990 Ağrı doğumlu. 1993 yılında İstanbul’a göç etmiş 3 çocuklu bir aileye mensup. İlk, ortaokulu ve liseyi İstanbul’da okumuştur. Sakarya Üniversitesi Türkçe öğretmenliği bölümünden 2015 yılında mezun olarak lisans eğitimini tamamlamış, şimdilerde ise aynı üniversitenin İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalında lisansüstü eğitimine devam etmektedir. 2016 yılında arkadaşlarıyla Beşinci Mevsim dergisini kuran Burhan Temel, aynı derginin genel yayın yönetmenliğini yapmaktadır. 2023 yılında Yakin dergisi, 2024 yılının son demlerinde ise Beşinci Mevsim kültür ve sanat platformunu kurmuştur. Çeşitli dergilerde yazıları ve şiirleri yayımlanmış olup Dergicilik atölyesi ve Edebiyat atölyelerinde dersler vermektedir.
BENZERİ YAZILAR
5 2 oylar
Yazı Puanı
Yoruma Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İLGİ ÇEKENLER

SON YORUMLAR