<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa ŞAHİN &#8211; Beşinci Mevsim</title>
	<atom:link href="https://besincimevsim.net/yazar/m-sahin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://besincimevsim.net</link>
	<description>Beşinci Mevsim Degisi Kültür, Sanat ve Fikir Platformu</description>
	<lastBuildDate>Sun, 22 Jun 2025 11:56:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2025/01/simge-300x300.jpg</url>
	<title>Mustafa ŞAHİN &#8211; Beşinci Mevsim</title>
	<link>https://besincimevsim.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kırık Leblebi Hikâyeleri -II</title>
		<link>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/kirik-leblebi-hikayeleri-ii/</link>
					<comments>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/kirik-leblebi-hikayeleri-ii/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa ŞAHİN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Apr 2025 14:04:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besincimevsim.net/?p=999</guid>

					<description><![CDATA[Uzun geceden arda kalan yorgunluğumla çıkarsız gülümsüyorum bana merhaba diyen Güneş’e. Ayrı bir huzur buluyorum sabahın ilk ışıklarında, yaşadığım dünyaya ait olmayan bir bereket var günün ilk saatlerinde, dünyaya diğer insanlardan daha erken gülümseyen mü’minler ondandır ki daha mutludurlar, daha içten gülümserler insanlara diye düşünürken “07.30’da koğuşun kapıları kilitlenecek “ nidasıyla benimle bu yurdun bütün [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun geceden arda kalan yorgunluğumla çıkarsız gülümsüyorum bana merhaba diyen Güneş’e. Ayrı bir huzur buluyorum sabahın ilk ışıklarında, yaşadığım dünyaya ait olmayan bir bereket var günün ilk saatlerinde, dünyaya diğer insanlardan daha erken gülümseyen mü’minler ondandır ki daha mutludurlar, daha içten gülümserler insanlara diye düşünürken “07.30’da koğuşun kapıları kilitlenecek “ nidasıyla benimle bu yurdun bütün sırlarını paylaşan yorganımı güç bela atıyorum üzerimden. Bana gülümseyen yastığıma aldırmadan yarım bıraktığım hayallerimi yastığımın altına saklayarak tekrar buluşmanın sabırsızlığıyla yatağımdan iniyorum.</p>
<p>Hiçbir zaman kendi seçimimi yapamadığım hayatta yine yatak seçimimi yurt müdürünün yaptığı üst ranza düşüyor bana. Üst ranzada yattığım için düşme korkusu sürekli beni dikkatli olmaya zorluyor. Bu sebeple hayat karşısında daha dikkatli oluyorsun, daha ayrıntılı bakıyorsun olaylara, hiç kimsenin fark edemediği küçük noktaları görüyorsun.</p>
<p>Yatağımı hiçbir ayrıntısını atlamadan toplayarak okul üniformalarını giyiyorum. Arkadaşlarımın beni uyandırmadan kahvaltıya inmelerine bir anlam veremeden en alt kattaki yemekhanenin merdivenlerini iniyorum. Öğrencilerle merdivenlerde karşılaştıkça bu gün de aç kalmanın korkusunu indiğim her basamakta daha fazla hissetmeye başlıyorum. Yemekhanenin kapısına geldiğimde “yine erkencisin bu gün de çocuk” diyen belletmenin yüzüne sinirli sinirli bakıyorum.</p>
<p>Hayatta her şey bana geç geliyordu sanki, bir şeylere sürekli geç kalmanın duygusunu yaşıyordum her an. Geç kaldığım tren yolculukları, yetişemediğim sınavlar, son dakikalarına ancak yetişebildiğim filmler…</p>
<p>Kahvaltıya inmemle merdivenleri çıkmak bir oluyor. Bir güne yine aç başlamanın hezeyanıyla matematik dersini ilk saate koyan müdüre küfürler ediyorum sessizce. “</p>
<p>“Dışarıya vurmadığın sürece içinde yaşattığın her türlü duygudan dolayı hesap vermek zorunda değilsin, sesler yazıya döküldüğünde anlam kazanıyor, değerleniyor. İçinde yaşattığın sürece bir gizli aşk gibi seni sarıyor sadece.”</p>
<p>Yurtla okul arası birkaç dakika olduğu için yurttan çıkmamla okula gitmem bir oluyor. Arkadaşlarımın “günaydın” kalabalığına cevap verecek cesareti kendimde bulamadığım için başımı önüme eğerek pencereye yakın bir yer bulup sessizce oturuyorum. İçimde garip bir sıkıntı vardı; sanki birazdan yazılacak her şey, zaten içimde kopan fırtınaların birer yankısı olacaktı. Bir şeylerle meşgul olmaya başlıyorum. Zihnimden geçenleri gerçekleştirebilecek gücü nerde bulabilirim düşüncesiyle hayaller âlemine dalıyorum…</p>
<p>“Hayallerim, üstüme kapanan ranzanın demirleri gibi dar, ama bir o kadar da ulaşılmazdı.” diye geçirdim içimden. Gözlerim bir an için camdan dışarı kaydı; sokakta aceleyle yürüyen insanların telaşı bile benim yavaş akan zamanımı hızlandıramıyordu. İlk dersin zili çaldığında sanki uykudan uyanmış gibiydim. Toparlanıp koridora çıktım. Belki de hayallerimi sadece yastığımın altında değil, bu soğuk koridorların duvarlarına da gizliyordum farkında olmadan.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/kirik-leblebi-hikayeleri-ii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kırık Leblebi</title>
		<link>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/kirik-leblebi/</link>
					<comments>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/kirik-leblebi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa ŞAHİN]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Jan 2025 06:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat şiir]]></category>
		<category><![CDATA[kültür sanat]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besincimevsim.net/?p=707</guid>

					<description><![CDATA[Zamanı mıdır şimdi bilemedim, geçmişe geri dönmenin, vakti midir? Anıları hatırlamak kor ateşi elde tutmak gibi. Fark etmeden yanmayı seçmişim. Çocukluğum… Sisli bir dağ, ben ise kırık bir ayna. Koşuyorum sisli dağ başlarına, koşmak bir özlem benim için, aynanın kırıklarına aldırmadan koşmak… Hem gurur duyduğum hem de utandığım bir geçmiş. Hatıra defterinin sahifelerini bazen sevinçle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zamanı mıdır şimdi bilemedim, geçmişe geri dönmenin, vakti midir? Anıları hatırlamak kor ateşi elde tutmak gibi. Fark etmeden yanmayı seçmişim.</p>
<p>Çocukluğum… Sisli bir dağ, ben ise kırık bir ayna. Koşuyorum sisli dağ başlarına, koşmak bir özlem benim için, aynanın kırıklarına aldırmadan koşmak…</p>
<p>Hem gurur duyduğum hem de utandığım bir geçmiş. Hatıra defterinin sahifelerini bazen sevinçle çok zamanda hüzünle çevirdiğimiz bir defter.</p>
<p>Ahh çocukluğum…</p>
<p>Masumiyetimi yanaklarımdan süzülen damlaların anlattığı çocukluğum. Her daim samimi, her daim sahici…</p>
<p>Çocukluğum ve öğrenciliğim…</p>
<p>Bir zincirin ayrılmaz iki halkası gibi birbirine nakışlarla yoğrulmuş bir zaman dilimi. Hem garipliğin hem de yoksunluğun kuvvetli estiği bir rüzgar.</p>
<p>Hemen bitmesini istediğimiz ama saniyelerin günlerle yarıştığı bir türlü geçmeyen Cuma günleri, hep uykusuzluk… Buna karşın hiç bitmesini istemediğimiz gün. Gün hiç bitmesin diye her dakikasına çokça vakit sığdırdığımız bir zaman dilimi: Pazar…</p>
<p>Ve pazartesi, okulun ilk günleri, okul yıllarının en unutulmaz muhabbetlerini yaptığımız zaman ve bu zamanı süsleyen kırık leblebiler..</p>
<p>Her pazartesi akşamı güneş uykusuna doğru yol alırken biz öğrencilerin eskimiş ceketlerinin sağ cepleri hep şişkindir.</p>
<p>Nurlu siması, uzun sakallarıyla eski zamanlardan bir dervişi anımsatan yaşlı amcanın dükkanı.</p>
<p>Diğer dükkanlara nazaran daha aşağıda kalan merdivenlerle inilen bir bakkal. Sanki bilinçli olarak seçilmiş kişiye gururunu ayaklarının altına alması gerektiğini tavsiye eden bir mekan.</p>
<p>Ve o mekanın bize armağanı olan kırık leblebiler…</p>
<p>Elli kuruş karşılığında bir çay bardağı kırık leblebiler bizi hayata tutundururdu. Ne vakit o mütevazi dükkanın önünden geçsek nur yüzlü yaşlı amcanın bize gülümsediğini fark ederdik. Küçücük dükkanının kapısında sanki bizim gelmemizi sabırsızlıkla bir oruç sonrası bayramı bekleyen müminler gibi beklerdi, gelmediğimizde üzülen yaşlı bir bilge…</p>
<p>Yaşlı amcanın kırık leblebileri ile pazartesinin yorgunluğunu atardık. Yaşımızın küçüklüğüne rağmen ceketlerimizin omuzlarına hayatın ağırlığı çoktan sinmişti. Bir o kadar eski ve yıpranmıştı ceketlerimiz; yıpranmıştı ama tertemizdi.</p>
<p>Yıpranmış ceketlerimizin sağ cepleri bizim hayata gülümseyen kapımız olurdu. Kırık leblebileri doldurduğumuz sağ ceplerimiz, bir o kadar mutlu, bir o kadar huzurlu olmamızın sebebi…</p>
<p>Kasaba ile yurdun uzun ve çamurlu yollarında huzur olurdu kırık leblebilerimiz. Hem açlığımızı giderirdik hem de geleceğimizden söz ederdik. Kırık leblebilerimize kırık düşlerimizi sığdırırdık. Her birimizin sevinç dolu düşlerini hiç usanmadan sabırla dinlerdik uzun yurt yolunda.</p>
<p>Şimdi aradan çok uzun yıllar geçti. Ne kasabalarda eski dervişleri anımsatan nurlu amcalar ne de mütevaziliğin simgesi olan merdivenle inilen dükkanlar kaldı. Ve onların bize armağanı olan kırık leblebiler. Bize yaşamak için sebep olan kırık leblebiler kaldı.</p>
<p>Her birisi şimdi birer acı anı olarak tarihin sayfasında yerini aldı. Onlardan geriye kalansa AVM’ler, plazalar ve acı hatıralar oldu. Her hatırlandığında daha çok acıtan hatıralar kaldı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/kirik-leblebi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
