<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Beşinci Mevsim</title>
	<atom:link href="https://besincimevsim.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://besincimevsim.net</link>
	<description>Beşinci Mevsim Degisi Kültür, Sanat ve Fikir Platformu</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Jun 2026 14:58:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>

<image>
	<url>https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2025/01/simge-300x300.jpg</url>
	<title>Beşinci Mevsim</title>
	<link>https://besincimevsim.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Edebiyatın Araladığı Kapıdan Girerken</title>
		<link>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/edebiyatin-araladigi-kapidan-girerken/</link>
					<comments>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/edebiyatin-araladigi-kapidan-girerken/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erkan Terzi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 14:58:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Erkan terzi]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besincimevsim.net/?p=1252</guid>

					<description><![CDATA[Bazı vakitler olur ki klasiklerden sayılan bir romanı dahi açıp okusak o eserin içimize sinmediğini ve bir sayfasında sürekli takılıp kaldığımızı görürüz. Ama bazen de, bir kitapla dost ve yol arkadaşı oluveririz. Çabucak bitirip daha da yüzüne bakmadığımız kitaplar olduğu gibi dönüp dönüp hiç usanmadan okuduğumuz eserler de mutlaka vardır. Naçizane kendi adıma diyebilirim ki, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="s4"><span class="s5">Bazı </span><span class="s5">vakitler</span><span class="s5"> olur ki</span><span class="s5"> klasiklerden </span><span class="s5">sayılan bir romanı dahi açıp okusak </span><span class="s5">o eserin içimize sinmediğini ve bir sayfasında sürekli takılıp kaldığımızı görürüz.</span> <span class="s5">Ama bazen de, bir kitapla dost ve yol arkadaşı oluveririz.</span> <span class="s5">Çabucak </span><span class="s5">bitirip daha da yüzüne bakmadığımız kitaplar </span><span class="s5">olduğu gibi </span><span class="s5">dönüp </span><span class="s5">dönüp</span><span class="s5"> hiç usanmadan okuduğum</span><span class="s5">uz eserler de </span><span class="s5">mutlaka vardır</span><span class="s5">. Naçizane kendi adıma diyebilirim ki,</span> <span class="s5">Necip Fazıl’ın “Bir Adam Yaratmak” piyesi yılların değerine değer kattığı, güzide bir eserdir. </span><span class="s5">Malum, kusa bir süre önce “Bir Adam Yaratmak” filme dönüştü ve sinemalarda gösterime girdi. Ben de bu vesileyle</span> <span class="s5">birkaç hâtıramı paylaşmak</span><span class="s5"> ve bu </span><span class="s5">kıymetli eserle</span><span class="s5"> nasıl tanıştığımı </span><span class="s5">anlatmak isterim.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Lise son sınıf öğrencisiyim&#8230; Sırt çantam tıka basa test kitapları ile dolu. İçinde bulunduğum sınav ve dershane girdabından çıkabilmek için de kendimce </span><span class="s5">birkaç formül edinmişim. Mesela </span><span class="s5">rahatlatıcı</span><span class="s5"> bir</span><span class="s5"> nefes olsun diye elimin altından hikâye ve şiir kitaplarını </span><span class="s5">hiç </span><span class="s5">düşürmüyorum.</span><span class="s5"> Dedim ya</span><span class="s5"> bir girdabın içerisinde</span><span class="s5">yim ve</span> <span class="s5">ancak kitaplarla bu ahengi bozabiliyorum.</span></p>
<p class="s6">​<span class="s5">B</span><span class="s5">ir gün</span><span class="s5"> yine</span><span class="s5"> arkadaş grubumla dershaneden ayrılmış, belediyenin hemen arka tarafındaki parkta oturacak ve </span><span class="s5">soluksuz</span><span class="s5"> bir sohbete koyulacaktık. Çekirdekler </span><span class="s5">çitlenecek</span><span class="s5">, “</span><span class="s5">testleri </span><span class="s5">ful </span><span class="s5">çekme”nin</span><span class="s5"> yolları hakkında </span><span class="s5">bazı mülahazalar konuşulacaktı. Parka vardık </span><span class="s5">ve </span><span class="s5">mutad</span><span class="s5"> olduğu üzere en sevdiğimiz</span><span class="s5"> çardakta yerimize kurulduk. Hayaller, kaygılar ve uzun uzun gülüşmeler… Derken telefonum çalmaya başlıyor.</span><span class="s5">Arayan Sinan Abi. </span><span class="s5">Çardaktan biraz</span><span class="s5"> uzaklaşıp açıveriyorum: “Efendim güzel abim!”</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">“</span><span class="s5">Erkancım</span><span class="s5"> nasılsın? Nerelerdesin?”</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">“Abi, çok şükür. Dershaneden çıktık arkadaşlarla</span><span class="s5">,</span><span class="s5">oturuyoruz.”</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Sen nasılsın demeye</span><span class="s5"> bile</span><span class="s5"> kalmadan, </span><span class="s5">ikna edici</span><span class="s5"> bir </span><span class="s5">edayla</span><span class="s5">: “Seni hemen eve bekliyorum. Nedenini sorma, çabuk gel!”</span></p>
<p class="s6">​<span class="s5">Sinan Abinin buradaki tavrını bugün daha iyi anlıyorum. İnandığımız bir güzelliğin dâveti ikna edici olmalıdır. Eğer </span><span class="s5">çok sevdiğimiz insanlar çok</span><span class="s5"> inandığımız yerde durmuyorlarsa, birinden vazgeçmek </span><span class="s5">zorunda değiliz. “Çabuk gel!” samimiyetle bazı şeylere inanıyor olmanın bir çağrısıydı. Parktan ayrıldım. </span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Doğruca </span><span class="s5">Samandıra’ya</span><span class="s5">…</span></p>
<p class="s6">​<span class="s5">Eve vardığımda k</span><span class="s5">apıyı</span> <span class="s5">Sinan Abi açıyor. İçeride koyu</span><span class="s5"> bir sohbet</span><span class="s5">in</span> <span class="s5">döndüğünü</span> <span class="s5">hemen</span><span class="s5"> anlıyor</span><span class="s5">um.</span> <span class="s5">S</span><span class="s5">ohbet edenlerin</span><span class="s5">kimler olduğunu </span><span class="s5">öğrendiğimde de heyecandan telaşa kapıldığımı </span><span class="s5">çok iyi hatırlıyorum</span><span class="s5">. Edebiyata ilgi duyan lise son sınıf öğren</span><span class="s5">cisiyim… Salonda</span><span class="s5"> kendi</span><span class="s5"> ara</span><span class="s5">larında sohbet edenler ise </span><span class="s5">şâir</span><span class="s5"> ve</span><span class="s5"> yazar</span><span class="s5">lar..</span><span class="s5">.</span> <span class="s5">Bu sebepten, onlarla yüz yüze gelmek, aralarında </span><span class="s5">bulunmak</span><span class="s5"> ba</span><span class="s5">na bir hayli ürpertici </span><span class="s5">görünüyor</span><span class="s5">. Si</span><span class="s5">nan Abi mutfakta çay dolduruyordu.</span><span class="s5"> Ben de hiçbir işim olmadığı hâlde</span><span class="s5"> onun </span><span class="s5">yanında</span><span class="s5"> oyalanıyordum. Salona geçip selam vermeye cesaretim oluşmuyordu bir türlü. </span><span class="s5">Ama bu cesaretsizliğimi Sinan Abi’nin ikazı yıkacaktı: “Hadi yanlarına git, sohbetlerini kaçırma…”</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">“</span><span class="s5">Selamün</span> <span class="s5">aleyküm</span><span class="s5">.”</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">“Ve </span><span class="s5">aleyküm</span><span class="s5"> selam kardeşim, hoş geldin.”</span></p>
<p class="s6">​<span class="s5">Evet, işte yanlarına oturmuştum</span><span class="s5">. Önlerinde birer çay</span><span class="s5">… Kendimi tanıttıktan sonra </span><span class="s5">bana olan </span><span class="s5">ilgilerinin kesileceğini ve aralarındaki sohbete </span><span class="s5">tekrardan </span><span class="s5">döneceklerini düşünsem de durum hiç de öyle olmadı.</span><span class="s5"> Büyük bir ilgiyle sorular soruyor, beni tanımaya çalışıyorlardı.</span><span class="s5"> Sinan Abi de gelince toplam dört kişi oldular. Ve bana yöneltilen sorular</span><span class="s5">ın rengi de değişmeye başlıyordu</span><span class="s5">. </span></p>
<p class="s6"><span class="s5">“</span><span class="s5">En son ne zaman gazete okuduğunu hatırlıyor musun?”</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">“D</span><span class="s5">okuzuncu cumhurbaşkanımız kimdi</span><span class="s5">?” </span></p>
<p class="s6"><span class="s5">“İngilizce biliyor musun?”</span></p>
<p class="s6">​<span class="s5">Bana yöneltilen her bir soru yepyeni ufuklar açıyor</span><span class="s5">du sanki.</span><span class="s5"> O </span><span class="s5">ânki</span> <span class="s5">hislerim,</span><span class="s5"> k</span><span class="s5">itaplardan okuduğum veya</span><span class="s5">videolardan seyrettiğim şeyler gibi değildi. Edebî bir mahfilden gönlüme dola</span><span class="s5">n feyzi ve güzelliği </span><span class="s5">okuyabiliyordum</span><span class="s5">.</span><span class="s5">Nasıl oldu, nereden </span><span class="s5">açıldı</span><span class="s5"> pek hatırla</span><span class="s5">ya</span><span class="s5">m</span><span class="s5">asam da konu Necip Fazıl’a gelmişti</span><span class="s5">. </span><span class="s5">Üstadın fikriyatı ve </span><span class="s5">şâirliği</span><span class="s5"> uzun uzun konuşulmuştu</span><span class="s5">. </span><span class="s5">Sulhi</span><span class="s5"> abi, Sinan Abi’ye </span><span class="s5">beni işaret ederek</span><span class="s5">: “Genç dostumuza hemen yarın</span><span class="s5">,</span><span class="s5"> Üstadın</span><span class="s5">,</span><span class="s5"> ‘Dünya Bir İnkılap Bekliyor’ kitabını alıp hediye </span><span class="s5">ediyorsun!</span><span class="s5">” dedi.</span><span class="s5"> O âna kadar yalnızca şiirleriyle tanıdığım </span><span class="s5">Necip Fazıl, </span><span class="s5">bambaşka bir şahsiyet olarak gözlerimi kamaştırıyordu.</span></p>
<p><span class="s5">Vakit bir hayli </span><span class="s5">geçtikten</span><span class="s5"> sonra o evden ayrılmıştım. Kendi adıma pek çok şeyin değiştiğini fark ediyor, edebiyata her zamankinden daha çok ilgi duyuyordum. Kitapların kudretine ve kıymetli şahsiyetlerle bir arada olabilmenin önemine çok inanmıştım. </span><span class="s5">Biraz zaman geçtikten sonra </span><span class="s5">Beyazıt’taki Sahaflar Çarşısı’na uğruyorum. Kapalı Çarşı tarafındaki kapıdan girildiğinde </span><span class="s5">az</span><span class="s5"> ileride sol tarafta bir sahaf&#8230; Üstadın kitaplarından bazılarını oradan alıyorum. İşte o kitaplar:</span></p>
<p class="s8"><span class="s7">“Bir Adam Yaratmak” </span></p>
<p class="s8"><span class="s7">“Sosyalizm, komünizm ve insanlık”</span></p>
<p class="s8"><span class="s7">“Dünya Bir İnkılap Bekliyor”</span></p>
<p class="s8"><span class="s7">“</span><span class="s7">İdeolocya</span><span class="s7"> Örgüsü”</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Aradan uzun yıllar geçti…</span><span class="s5"> Edebiyat bana bir kapı aralamıştı</span><span class="s5"> ve ben o kapıdan </span><span class="s5">girebilme </span><span class="s5">imkânına</span><span class="s5"> erişmiştim</span><span class="s5">. Edebî meclislerde</span><span class="s5">,</span><span class="s5"> güzel insanlarla beraber oldukça açılan kapıların çoğaldığını bugün dahi</span><span class="s5"> hissedebiliyorum. </span><span class="s5">Bir insana dokun</span><span class="s5">ma</span><span class="s5">k ve </span><span class="s5">yıllar geçse de güzel hatırlanma</span><span class="s5">k çok kıymetli olsa gerek. </span><span class="s5">Büyüklerimiz </span><span class="s5">ne güzel </span><span class="s5">buyurmuşlar</span><span class="s5">,</span> <span class="s5">“s</span><span class="s5">emere-i hayat hayırla yâd </span><span class="s5">olunmaktır</span><span class="s5">.</span><span class="s5">”</span> <span class="s5">İdrak edebilmek </span><span class="s5">duâsıyla</span><span class="s5">&#8230;</span></p>
<p class="s6">
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/edebiyatin-araladigi-kapidan-girerken/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşkın Girdabı</title>
		<link>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/siir/askin-girdabi/</link>
					<comments>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/siir/askin-girdabi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Akif DUT]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 14:19:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[akif dut]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın girdabı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besincimevsim.net/?p=1249</guid>

					<description><![CDATA[vakit muradına ermeden sustu dilindeki mısralar gönle işleyen vedalardan döndü yağmur yüklü gözlerin bunca alışmış olmasaydın gidişatına dünyanın bunca yükün altına omuz bunca acıya teşne dilin kim açardı derdin sayhasını senden başka akıl kapıldığında aşkın girdabına yokluğun anlamını taşımaz omuzların çırpındıkça savrulur çaresiz dile düşer türkü yele düşen ağıt olsa da yine de çözemez sensizliğin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="s5"><span class="s4">vakit</span><span class="s4"> muradına ermeden </span><span class="s4">sustu</span><span class="s4"> dilindeki mısralar<br />
</span><span class="s4">gönle</span><span class="s4"> işleyen vedalardan döndü yağmur yüklü gözlerin<br />
</span><span class="s4">b</span><span class="s4">unca</span><span class="s4"> alışmış olmasaydın</span> <span class="s4">gidişatına dünyanın<br />
</span>bunca yükün altına omuz<br />
<span class="s4">bunca</span><span class="s4"> acıya teşne</span> <span class="s4">dilin<br />
</span><span class="s4">kim</span><span class="s4"> açardı derdin sayhasını</span><span class="s4"> s</span><span class="s4">en</span><span class="s4">den başka</span></p>
<p class="s5"><span class="s4">akıl</span><span class="s4"> kapıldığında </span><span class="s4">aşkın girdabına<br />
</span><span class="s4">yokluğun</span><span class="s4"> anlamını t</span><span class="s4">aşımaz </span><span class="s4">omuzların<br />
</span><span class="s4">ç</span><span class="s4">ırpındıkça</span><span class="s4"> savrulur çaresiz<br />
</span><span class="s4">dile</span><span class="s4"> düşer </span><span class="s4">t</span><span class="s4">ürkü<br />
</span><span class="s4">yele</span><span class="s4"> düşen ağıt olsa da<br />
</span><span class="s4">yine</span><span class="s4"> de çözemez </span><span class="s4">sensizliğin</span><span class="s4"> alfabesini</span></p>
<p class="s5"><span class="s4">bağla/n/</span><span class="s4">manın</span><span class="s4"> döşünde </span><span class="s4">unutulunca<br />
</span><span class="s4">ayrı</span><span class="s4">lığın</span><span class="s4"> bir yanını daha talim eder</span><span class="s4"> mızrap<br />
</span><span class="s4">dokunup</span> <span class="s4">kederli akşa</span><span class="s4">mların saçlarına<br />
</span><span class="s4">dağınık</span> <span class="s4">ve şaşkın<br />
</span><span class="s4">ellerinde</span><span class="s4"> acemi </span><span class="s4">çiçeklerin kokusu<br />
</span><span class="s4">yo</span><span class="s4">rulunca</span> <span class="s4">aşktan </span><span class="s4">âdemin çocukları<br />
</span><span class="s4">m</span><span class="s4">uamma</span> <span class="s4">dolu bir sayfa</span> <span class="s4">açılır vakitsiz</span></p>
<p class="s5"><span class="s4">cevapsı</span><span class="s4">z</span><span class="s4"> soruların çengeline asılı yüzler<br />
</span><span class="s4">çırpını</span><span class="s4">r</span> <span class="s4">gün batımlarında pervane yangını</span><span class="s4">yla<br />
</span><span class="s4">araf</span> <span class="s4">nerede başlar ve nerde biter </span><span class="s4">hasretin sınırı<br />
</span><span class="s4">sor</span><span class="s4">madı </span><span class="s4">hiç kimse</span> <span class="s4">kendi </span><span class="s4">kalbine</span></p>
<p class="s5"><span class="s4">her</span> <span class="s4">gece boğulsan da içinin </span><span class="s4">ırmaklar</span><span class="s4">ın</span><span class="s4">da<br />
</span><span class="s4">yine</span><span class="s4"> de c</span><span class="s4">evap bulamazsın </span><span class="s4">gönlümün </span><span class="s4">şarkısına</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/siir/askin-girdabi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İzonomi ve Felsefenin Kökenleri” Kitabı Üzerine Bir İnceleme</title>
		<link>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/kitap/izonomi-ve-felsefenin-kokenleri-kitabi-uzerine-bir-inceleme/</link>
					<comments>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/kitap/izonomi-ve-felsefenin-kokenleri-kitabi-uzerine-bir-inceleme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan ALKAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2026 10:50:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefenin kökenleri]]></category>
		<category><![CDATA[kojin karatani]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besincimevsim.net/?p=1243</guid>

					<description><![CDATA[Kitap Tanıtımı: Kojin Karatani, (2023) İzonomi ve Felsefenin Kökenleri, İstanbul, Metis Yayınları, ISBN-13: 978-605-316-140-0 Giriş: Kojin Karatani’ni eserinde, felsefenin ortaya çıkışını yalnızca düşünsel bir gelişme olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik ilişkilerin dönüşümü bağlamında ele alır. Karatani, özellikle Antik Yunan’daki İyonya toplumunu merkeze alarak, felsefenin kökenlerini “izonomi” kavramı üzerinden açıklamaya çalışır. Kendi tanımıyla: “İzonomi, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="s3"><span class="s2">Kitap Tanıtımı: </span><span class="s2">Kojin</span> <span class="s2">Karatani</span><span class="s2">,</span><span class="s2"> (2023) </span><span class="s2">İzonomi ve Felsefenin Kökenleri</span><span class="s2">, İstanbul, </span><span class="s2">Metis Yayınları, ISBN-13: 978-60</span><span class="s2">5-3</span><span class="s2">16-</span><span class="s2">1</span><span class="s2">40-0</span></p>
<p class="s7"><span class="s6">Giriş:</span></p>
<p class="s3"><span class="s2">Kojin</span> <span class="s2">Karatani’ni</span> <span class="s2">eseri</span><span class="s2">nde</span><span class="s2">, felsefenin ortaya çıkışını yalnızca düşünsel bir gelişme olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik ilişkilerin dönüşümü bağlamında ele alır. </span><span class="s2">Karatani</span><span class="s2">, özellikle Antik Yunan’daki </span><span class="s2">İyonya</span><span class="s2"> toplumunu merkeze alarak, felsefenin kökenlerini </span><span class="s8">“<strong>izonomi</strong>”</span><span class="s2"> kavramı üzerinden açıklamaya çalışır. </span><span class="s2">Kendi tanımıyla: </span><span class="s8">“</span><span class="s6"><strong>İzonomi, yöneten ile yönetilenin olmadığı, egemenliğin kurumsallaşmadığı bir eşitlik biçimidir.</strong>”</span> <span class="s2">yazarın temel tezine göre felsefi düşüncenin doğuşu bu tür bir toplumsal yapı ile doğrudan ilişkilidir. </span><span class="s2">ve Bundan dolayı Felsefenin Yunan da değil de İyon yada ortaya çıktığını söyler.</span> <span class="s2">Karatani’ye</span><span class="s2"> göre;</span> <span class="s6">“<strong>Felsefenin kökenini Atina’ya yerleştirmek, onu devletli bir düzenin ürünü gibi düşünmektir.”</strong></span><strong> <span class="s2">ancak </span></strong><span class="s6"><strong>“Felsefe, egemenliğin askıya alındığı yerde doğar; iktidarın merkezileştiği yerde değil.</strong>”</span> <span class="s2">Diyerek Felsefenin Yunan da doğduğu tezini kökten reddeder.</span></p>
<p class="s3"><span class="s2">Kitabın giriş bölümünde </span><span class="s2">Karatani</span><span class="s2">, MÖ 6. yüzyıl civarında farklı coğrafyalarda ortaya çıkan düşünsel ve dini dönüşümlere dikkat çeker</span><span class="s2">ek</span><span class="s2">. Bu dönemde Antik Yunan’da </span><span class="s2">(</span><span class="s2">iyonya</span><span class="s2">) </span><span class="s2">doğa filozofları, Hindistan’da Buda, Çin’de Konfüçyüs ve Lao </span><span class="s2">Tzu</span><span class="s2"> gibi figürlerin ortaya çıkması tesadüf </span><span class="s2">olmadığını belirtir</span><span class="s2">. Bu eşzamanlılık, insanlık tarihinde önemli bir zihinsel dönüşüme işaret eder. Geleneksel Marksist yaklaşım bu tür değişimleri ekonomik altyapıya bağlasa da </span><span class="s2">Karatani</span><span class="s2">, bu açıklamanın yetersiz olduğunu savunur. </span><span class="s2">Karatani</span><span class="s2">, felsefeyi anlamak için</span> <span class="s2">Marx’ın</span><span class="s8"> &#8220;<strong>üretim tarzı</strong>&#8221; </span><span class="s2">analizini </span><span class="s8">&#8220;<strong>mübadele tarzı</strong>&#8221; </span><span class="s2">ile günceller.</span> <span class="s8">“</span><span class="s6"><strong>Tarihin motoru sadece kimin ürettiği değil, insanların ürünlerini ve emeklerini hangi kurallarla paylaştığıdır</strong>.</span><span class="s8">” </span><span class="s2">Der. </span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s6">Birinci bölümde</span><span class="s6">;</span></strong> <span class="s2">Karatani</span><span class="s2">, </span><span class="s2">İyonya</span><span class="s2"> toplumunu ayrıntılı biçimde incele</span><span class="s2">yerek</span><span class="s2">. </span><span class="s2">İyonya</span><span class="s2">’nın</span><span class="s2">, Antik Yunan dünya</span><span class="s2">sında farklı bir konuma sahip olduğunu belirtir ve </span><span class="s2">İyonya’nın</span> <span class="s2">Atina</span><span class="s2">gibi merkezi ve hiyerarşik bir yapıya sahip </span><span class="s2">olmadığını,</span> <span class="s2">b</span><span class="s2">unun yerine daha gevşek, eşitlikçi ve açık bir toplumsal düzen</span><span class="s2">olduğunu </span><span class="s2">beliritir</span><span class="s2">.</span><span class="s2"> İşte bu düzen</span><span class="s2">i</span><span class="s2"> “</span><span class="s8">izonomi</span><span class="s2">” olarak adlandırır. </span><span class="s2">Yazar </span><span class="s2">izonomi</span><span class="s2">’</span><span class="s2">yi</span> <span class="s2">yalnızca siyasi bir kavram </span><span class="s2">olarak </span><span class="s2">değil, aynı zamanda düşünsel özgürlüğün de temeli</span><span class="s2"> olarak kabul eder.</span> <span class="s2">Ve ona göre </span><span class="s2">felsefi düşüncenin doğuşu, bu özgür ortam sayesinde mümkün olmuştur.</span></p>
<p class="s3"><span class="s2">Yazar ayrıca, </span><span class="s2">İyonya’daki</span><span class="s2"> kolonileşme hareketleri</span><span class="s2">ni</span><span class="s2"> de </span><span class="s2">bu sürecin önemli bir parçası olarak kabul eder</span><span class="s2">. Koloniler</span><span class="s2">i</span><span class="s2">, merkezi otoritelerden uzak, daha</span><span class="s2"> esnek ve eşitlikçi yapılar sunduğunu</span><span class="s2">. Bu durum</span><span class="s2">un</span><span class="s2">, farkl</span><span class="s2">ı kültürlerle etkileşimi artırdığını</span><span class="s2"> ve yeni düşünce biçimlerinin</span><span class="s2"> ortaya çıkmasına zemin hazırladığını dile getirir</span><span class="s2">. </span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s6">İkinci ve üçüncü bölümlerde</span><span class="s6">;</span></strong> <span class="s2">İyonya</span><span class="s2"> doğa felsefesinin arka planı ve temel özellikleri ele alınır. </span><span class="s2">Thales</span><span class="s2">, </span><span class="s2">Anaksimandros</span><span class="s2"> ve </span><span class="s2">Anaksimenes</span><span class="s2"> gibi filozoflar doğayı doğaüstü açıklamalara başvurmadan anlamaya </span><span class="s2">çalıştıklarını söyler</span><span class="s2">. Bu yaklaşım</span><span class="s2">ın</span><span class="s2">, mitoloji</span><span class="s2">k düşünceden kopuş anlamına geldiğini,</span> <span class="s2">böylece d</span><span class="s2">oğa artık tanrıların müdahalesine bağlı bir alan değil, kendi içinde işleyen bir </span><span class="s2">sistem olarak görülmeye başlanmıştır</span><span class="s2">.</span></p>
<p class="s3"><span class="s2">Karatani</span><span class="s2">, </span><span class="s2">İyonya’daki</span> <span class="s2">izonomik</span><span class="s2"> yapı</span><span class="s2">nın</span><span class="s2">, bireylerin özgürce düşünmesini v</span><span class="s2">e sorgulamasını mümkün kıldığını</span><span class="s2">. Bu da bilimsel ve felsefi düşün</span><span class="s2">cenin gelişimini hızlandırdığını, a</span><span class="s2">yrıca bu dönemde </span><span class="s2">f</span><span class="s2">ilozoflar, geleneksel inançları sorgulamış ve altern</span><span class="s2">atif açıklamalar geliştirmiştir olduklarını yazar.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s6">Dördüncü bölümde</span><span class="s6">;</span></strong> <span class="s2">İyonya</span><span class="s2"> sonrası düşünce ele alınır. Pythagoras, </span><span class="s2">Herakleitos</span><span class="s2"> ve </span><span class="s2">Parmenides</span><span class="s2"> gibi filozoflar, </span><span class="s2">İyonya</span><span class="s2">geleneğini farklı yönlerde geliştirmiştir. Ancak bu düşünürlerin çoğu, daha kapalı ve hiyerarşik toplumsal</span><span class="s2">yapılarda faaliyet gösterdiklerinden d</span><span class="s2">üşünceleri de daha sistematik ve bazen d</span><span class="s2">ogmatik bir karakterde olduğunu belirtir</span><span class="s2">.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s6">Beşinci bölümde</span><span class="s6">;</span></strong><span class="s2"> ise Sokrates ve Atina demokrasisi incelenir. Atina, genellikle demokrasinin doğduğu yer olarak görülse de </span><span class="s2">Karatani</span><span class="s2"> bu görüşe eleştirel yaklaşır. Ona göre Atina demokrasisi, aslında eşitlikten ziyade belirli bir sınıfın egemenliğine dayanır. </span><span class="s8">“</span><strong><span class="s6">Atina demokrasisi, </span><span class="s6">izonominin</span><span class="s6"> yerine egemenliğin başka bir biçimini koymuştur.</span></strong><span class="s8">” </span><span class="s2">Bu nedenle </span><span class="s2">İyonya’da</span><span class="s2">ki</span><span class="s2"> izonom</span><span class="s2">i ile aynı şey olmadığını söyleyerek</span><span class="s2">. </span><span class="s2">Sokrates’in yargılanma</span><span class="s2">sı da bu bağlamda ele alır</span><span class="s2">. Sokrates, mevcut düzeni sorguladığı için cezalandırılmıştır. Bu durum, Atina’daki düşünce özgürl</span><span class="s2">üğünün sınırlı olduğunu göstergesidir</span><span class="s2">. Platon’un filozof-kral anlayışı da </span><span class="s2">izonomiden</span><span class="s2">uzak, daha hiyerarşik bir modeli temsil </span><span class="s2">ettiğini</span><span class="s2">.</span><span class="s2"> Bu nedenle Atina merkezli felsefe anlatısı, hem politik hem de düşünse</span><span class="s2">l açıdan sorunlu bir miras taşıdığının altını çizer</span><span class="s2">.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s6">Sonuç</span></strong><span class="s2"><strong>:</strong> </span></p>
<p class="s3"><span class="s2">Karatani</span><span class="s2"> özetle,</span><span class="s2"> felsefenin kökenini yalnızca bireysel düşünürlerde değil, onları mümkün kılan toplumsal koşullarda arar. </span><span class="s2">Ona göre </span><span class="s2">İzonomi, bu koşulların en önemlisidir. Eşitlikçi, açık ve özgür bir toplum yapısı olmadan felsefi düşüncenin gelişmesi mümkün değildir. Bu nedenle felsefe tarihi, aynı zamanda toplumsal ilişkilerin tarihidir.</span></p>
<p class="s9"><span class="s2">Kitabın nihai hedefi diyebiliriz ki, felsefeyi bugünün dünyası için yeniden işlevsel kılmaktır. Günümüz demokrasileri, sermayenin ve devletin kıskacındadır. </span><span class="s2">Karatani</span><span class="s2"> için izonomi, geçmişe ait bir fosil değil, gelecekte kurulması gereken idealidir. </span></p>
<p class="s9"><span class="s2">Felsefenin kökenlerini </span><span class="s2">İyonya&#8217;da</span><span class="s2"> aramak, aslında insanın tahakkümden kurtulma arayışını yeniden canlandırmaktır.</span><span class="s2">Felsefenin Atina’nın kurumsallaşmış yapısında değil, </span><span class="s2">İyonya’nın</span><span class="s2"> (Anadolu’nun batı kıyıları) akışkan ve özgür ortamında doğduğudur. </span><span class="s2">Karatani</span><span class="s2">, Atina demokrasisinin aslında &#8220;<strong>sahte bir özgürlük</strong>&#8221; olduğunu savunur. Ve bu tespitlerinden dolayı felsefe tarihi, </span><span class="s2">Karatani’ye</span><span class="s2"> göre bir &#8220;</span><strong><span class="s8">unutuş</span></strong><span class="s2">&#8221; tarihidir.</span></p>
<p class="s9">
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/kitap/izonomi-ve-felsefenin-kokenleri-kitabi-uzerine-bir-inceleme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çıdam</title>
		<link>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/siir/cidam/</link>
					<comments>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/siir/cidam/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve KANDAL]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 13:37:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Çıdam]]></category>
		<category><![CDATA[merve kandal]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besincimevsim.net/?p=1240</guid>

					<description><![CDATA[Aksa üzerime Sağanak sağanak yağmurlar; Saklı baharlarda üşüsem Ansızın, Soğuk sayhada Titrese kulaklarım Dillerim, Lal olsa bir kaşık sevinçte Art arda Avutulsam kekre bir sesle, Kördüğüm olsa kursakta Yıllanmış hevesim Kopsa kökünden Tufanda fikrim; Yeni bir hüviyet biçilse Mazbut boynuma, Düşse cebimden sökük kefaretim Ve Çatlasa göğüs kafesimdeki kuş Buna (nasıl) dayanacağım!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="s3" style="text-align: left;"><span class="s2">Aksa </span><span class="s2">üzerime<br />
</span>Sağanak sağanak yağmurlar;<br />
Saklı baharlarda üşüsem<br />
<span class="s2">Ansızın,<br />
</span><span class="s2">Soğuk sayhada<br />
</span><span class="s2">Titrese kulaklarım<br />
</span><span class="s2">Dillerim,<br />
</span><span class="s2">Lal olsa bir kaşık sevinçte<br />
</span><span class="s2">Art arda<br />
</span><span class="s2">Avutulsam kekre bir sesle,<br />
</span><span class="s2">Kördüğüm olsa kursakta<br />
</span><span class="s2">Yıllanmış hevesim<br />
</span><span class="s2">Kopsa kökünden<br />
</span><span class="s2">Tufanda fikrim;<br />
</span><span class="s2">Yeni bir hüviyet biçilse<br />
</span><span class="s2">Mazbut boynuma,<br />
</span><span class="s2">Düşse cebimden sökük kefaretim<br />
</span>Ve<br />
<span class="s2">Çatlasa göğüs kafesimdeki kuş<br />
</span><span class="s2">Buna (nasıl) dayanacağım!</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/siir/cidam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilincimizin Sığınağı ve Yansıması</title>
		<link>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/bilincimizin-siginagi-ve-yansimasi/</link>
					<comments>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/bilincimizin-siginagi-ve-yansimasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müseffa KÜNİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 12:11:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[sözcükler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besincimevsim.net/?p=1234</guid>

					<description><![CDATA[Sözcükler, varoluşumuzun toprağına ektiğimiz birer tohum gibidir; ağızdan dökülen her cümle, geleceğe doğru atılmış sessiz ama güçlü bir niyet taşır. İçimizden geçenler, zihnimizin dehlizlerinden çıkıp dile döküldükçe, dünya adeta bu sözlerin izini sürerek kendi gerçekliğini inşa eder. Güzelliği, zarafeti ve iyiliği çağıran bir dil, zamanla hayatın katı köşelerini yontar, onu inceltir; umutla ve inançla kurulan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sözcükler, varoluşumuzun toprağına ektiğimiz birer tohum gibidir; ağızdan dökülen her cümle, geleceğe doğru atılmış sessiz ama güçlü bir niyet taşır. İçimizden geçenler, zihnimizin dehlizlerinden çıkıp dile döküldükçe, dünya adeta bu sözlerin izini sürerek kendi gerçekliğini inşa eder. Güzelliği, zarafeti ve iyiliği çağıran bir dil, zamanla hayatın katı köşelerini yontar, onu inceltir; umutla ve inançla kurulan cümleler, sıradan günlerin dokusuna sızarak onlara anlam katar. İnsan, çoğu zaman hiç fark etmeden, kendi sesinin yankısı içinde şekillenir ve kimliğini o sesin frekansında bulur. Söylediklerimiz yalnızca geçici bir anın ifadesi ya da bir duygu boşalması değildir; aksine, yarının ruhunu besleyen, karakterimizi inşa eden kalıcı bir kaynaktır. Bu yüzden insan neyi çoğaltmak istiyorsa onu anmalı, hangi duygunun kalbinde kök salıp büyümesini istiyorsa ona kelimelerinde cömertçe yer açmalıdır. Zira dil, yalnızca dünyayı tasvir eden bir ayna değildir; o aynı zamanda dünyayı kuran, ilişkileri büyüten ve insanı dönüştüren en kudretli eylemdir.</p>
<p>İnsan yalnızca kurduğu cümlelerin genişliğiyle değil, çizdiği sınırların kesinliğiyle de var olur. Her birey, görünmeyen ama toplumsal ve bireysel ilişkilerde derin anlamlar taşıyan psikolojik ve ruhsal sınırlarla çevrilidir. Bu sınırlar, dışarıdan bakıldığında iletişimi kesen bir duvar veya aşılmaz bir engel gibi algılanabilir; oysa insanın kendi özünü koruma, değerlerini savunma ve kendini tanımlama biçimidir<b>.</b></p>
<p><span style="font-family: 'arial black', sans-serif;"><strong>Sınırlar, benliğin nerede başlayıp nerede bittiğini belirleyen görünmez haritalardır.<br />
</strong><span style="font-family: verdana, geneva, sans-serif;">Kişi, nerede duracağını, kime ne kadar alan açacağını ve gerektiğinde nerede &#8220;hayır&#8221; diyeceğini bildikçe, ne söyleyeceğini de çok daha sahih, köklü ve sarsılmaz bir yerden kurar. Sınırlar, sözlerin boşluğa savrulmasını ve anlamını yitirmesini engelleyen sağlam bir çerçeve işlevi görür; söz ise o korunaklı çerçevenin içine en değerli anlamları özenle yerleştirir.</span><strong><br />
</strong></span></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-1236 alignright" src="https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/2-360x450.png" alt="" width="353" height="441" srcset="https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/2-360x450.png 360w, https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/2-819x1024.png 819w, https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/2-768x960.png 768w, https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/2-336x420.png 336w, https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/2-696x870.png 696w, https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/2-1068x1335.png 1068w, https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/2.png 1080w" sizes="(max-width: 353px) 100vw, 353px" />İnsanın dış dünyanın kaosundan yorulup kendi içine, o mutlak sessizliğe çekildiği anlar vardır. <strong>Gürültüden uzaklaşıldığı, kalabalıkların beklentilerinden sıyrılıp sadece kendi iç sesiyle baş başa kalındığı o derin eşikler, sıradan bir yalnızlık değil, varoluşsal bir ihtiyaçtır.</strong> Joseph Campbell’ın “balinanın karnı” olarak adlandırdığı bu hâl, hayattan bir kaçış veya basit bir geri çekilişten ziyade, bilinçdışı bir yeniden kurulma, bir kuluçka alanıdır. Bu karanlık ama besleyici alanda dış dünyanın dayattığı sınırlar ve kimlikler silikleşir; insan tüm çıplaklığıyla kendi iç sınırlarıyla, korkularıyla ve potansiyelleriyle karşılaşır. Bu durum, insanın deneyimlediği ilk ve en güvenli sığınak olan anne karnının arketiptik bir yansımasıdır: Dışarıya tamamen kapalı, son derece korunaklı ve en önemlisi, kişiyi yeni bir formda doğuracak kadar dönüştürücüdür.</p>
<p>Gerçekte her doğum, fiziksel ya da ruhsal fark etmeksizin, mevcut bir sınırın aşılması, dar gelen bir kabuğun kırılmasıdır.</p>
<p><strong>İnsan, biyolojik olarak yalnızca bir kez doğmaz; hayat boyu yaşadığı her derin fark edişte, her acı verici ama aydınlatıcı içsel dönüşümde, her büyük kopuş ve kavuşmada defalarca kez yeniden doğar.</strong> Gerçekleşen her yeni doğum, peşi sıra yeni sınırları, yeni sorumlulukları ve daha karmaşık, daha derin anlamları da beraberinde getirir. Böylece yaşam denen bu uzun yolculuk, hem zihinden süzülen sözcüklerle hem de iradeyle çizilen sınırlarla ilmek ilmek örülen bir süreç hâlini alır. Bu dinamik süreçte kimi zaman cesaretle kurulan bir cümle insanı beklemediği kadar büyütür; kimi zaman ise ustaca çekilen bir sınır onu yok olmaktan korur.</p>
<p>Neticede bireyin kendi varoluşsal bütünlüğünü sağlaması, dilin inşa edici gücü ile sınırların koruyucu işlevi arasında kurduğu hassas dengeye bağlıdır. Dilde somutlaşan her yapıcı niyet, pratik yaşamda karşılığını bularak etkileşimleri zenginleştirirken; sınırların getirdiği farkındalık bu kazanımların yozlaşmasını önler. İnsan kendi ifade biçimlerinin sorumluluğunu aldıkça ve özerk alanını net bir biçimde tanımladıkça, varoluşuyla kurduğu ilişki son derece sağlam bir zemine oturur. “<em>İnsan şifa bulmadığı tapınağa uğramıyor</em>.” Sınırlarını çizen ve kendi sözünü bulan insanın sığındığı o nihai tapınak, aslında bizzat kendi iç dünyasıdır. Ve tüm bu çaba; en temelde insanın kendiyle tanışması, barışması, varoluşsal sancılarından uzaklaşıp derin bir huzur bularak hayatta kendiyle kol kola yol almasıdır.</p>
<p>Hayat böyle<br />
Bazen anlamlara<br />
Bazen yokuşlara<br />
En çok da kendini sevmelere.<br />
“Sana kendinden başka bir sen yok” diyen şairin nidasıyla<br />
<strong>Bahar mevsiminde inecek var…</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/bilincimizin-siginagi-ve-yansimasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BAYEZİD-İ RÛMÎ : Bir Beyti Vesilesiyle Tanınan Sufî Şair</title>
		<link>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/bayezid-i-rumi-bir-beyti-vesilesiyle-taninan-sufi-sair/</link>
					<comments>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/bayezid-i-rumi-bir-beyti-vesilesiyle-taninan-sufi-sair/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Görgün ÖZCAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 14:21:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[beyit]]></category>
		<category><![CDATA[divan]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besincimevsim.net/?p=1228</guid>

					<description><![CDATA[İslam irfanının Anadolu’yla birlikte tüm gönül coğrafyamızı sarıp sarmalayan, her karışa nakış nakış işlenmiş zenginlikleri; sanat, edebiyat, mimari ile birlikte gündelik hayatın her alanında karşımıza çıkabilir. Bu zengin birikimin topluma mal olmuş, şöhret bulmuş tezahürleri olduğu gibi, dip bucak gizli kaldığı yerlerden bir anda yüz gösteren, merak edilip araştırılmayı bekleyen nice değerleri de bulunuyor. Bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam irfanının Anadolu’yla birlikte tüm gönül coğrafyamızı sarıp sarmalayan, her karışa nakış nakış işlenmiş zenginlikleri; sanat, edebiyat, mimari ile birlikte gündelik hayatın her alanında karşımıza çıkabilir. Bu zengin birikimin topluma mal olmuş, şöhret bulmuş tezahürleri olduğu gibi, dip bucak gizli kaldığı yerlerden bir anda yüz gösteren, merak edilip araştırılmayı bekleyen nice değerleri de bulunuyor. Bu yazıya konu olan Bayezid Halife veya Bayezid-i Rûmî de işte az tanınan bu değerlerimizden birisi.</p>
<p>Bayezid-i Rûmi 15. Asırda yaşamış mutasavvıf bir şair. Sümbül Efendi, Hayreddin Tokâdî, Şeyh Şâban-ı Velî gibi tanınmış tasavvuf büyüklerinin de şeyhi olan Cemâl-i Halvetî’ye mürid olmuş. Mürşidinin yönlendirilmesiyle Edirne’ye yerleşmiş ve burada vefat etmiş. Lâtifi Tezkiresi, kemal ehli olması ve irfanının yüksekliği nedeniyle Bâyezîd-i Bistâmî’yle kıyaslayarak, Bâyezîd-i Sânî diyerek anmış kendisini.</p>
<p>Bayezid Halife’nin günümüze üç önemli yazma eseri ulaşmış. Bunlardan 5500’den fazla beyitten meydana gelen <strong>Sırr-ı Cânân</strong>,  Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin Fususu’l-Hikem adlı eserinin manzum şerhidir. Diğer eseri <strong>Secencelü’l-ervâh</strong> Fâtiha sûresi tefsiri olarak yazılmıştır.  Ṭûru Sînâ isimli eseri ise İbn-i Sina ve eserleri hakkındadır. Kaynaklarda ayrıca Hâşiyetü Envâri’t-tenzîl, Hâşiye alâ Fususu’l-Hikem, Risâletü’l-Vücûd, Şerhu’n-Nusus li Molla Câmî; Şerhu Fususu’l-Hikem, Şerhu’l-Mesnevî adlı eserlerinin olduğu ancak günümüze ulaşmadığı belirtilmektedir.</p>
<p style="text-align: left;">Hakkındaki kısıtlı bilgilerden devrinin önemli bir şahsiyeti olduğu anlaşılan bu zatın ismini, aşağıya aldığım beytin kime olduğunu merak edince duydum ilk kez.</p>
<p>Beyit şöyle:</p>
<p><strong>Kendi hüsnün hûblar şeklinde peydâ eyledin</strong><strong><br />
</strong><strong>Çeşm-i âşıktan dönüp ânı temâşâ eyledin</strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-1230 aligncenter" src="https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/dc1a9361-47eb-4938-a487-08daee9f191a-450x260.png" alt="" width="750" height="433" srcset="https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/dc1a9361-47eb-4938-a487-08daee9f191a-450x260.png 450w, https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/dc1a9361-47eb-4938-a487-08daee9f191a-1024x592.png 1024w, https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/dc1a9361-47eb-4938-a487-08daee9f191a-768x444.png 768w, https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/dc1a9361-47eb-4938-a487-08daee9f191a-1536x889.png 1536w, https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/dc1a9361-47eb-4938-a487-08daee9f191a-2048x1185.png 2048w, https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/dc1a9361-47eb-4938-a487-08daee9f191a-726x420.png 726w, https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/dc1a9361-47eb-4938-a487-08daee9f191a-696x403.png 696w, https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/dc1a9361-47eb-4938-a487-08daee9f191a-1068x618.png 1068w, https://besincimevsim.net/wp-content/uploads/2026/04/dc1a9361-47eb-4938-a487-08daee9f191a-1920x1111.png 1920w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></p>
<p>İlk mısradaki <strong>hüsün</strong> güzellik demek. <strong>Hûb</strong> da aynı manada güzel demek. Şairin “kendi hüsnün” ile kast ettiği Hz. Allah’ın güzelliği. Nitekim Haşr Suresi 24. ayette <strong>“lehü’l Esmaü’l-Hüsna”</strong> terkibi kullanılarak, bütün güzel isimlerin O’na ait olduğu vurgulanır. Allah Teâla gizli bir hazine iken bilinmeyi ve sevilmeyi murâd ederek âlemi ve âdemi halk etmiştir. Buharî ve Müslim’de yer alan bir hadiste Efendimiz: (SAV) “<em>Allah, Âdem’i kendi suretinde yarattı</em>.”<strong> </strong>(Buhari, İsti’zan 1; Müslim, Birr 115) buyurmaktadır. Bu durumda beyitteki <strong>hûb</strong> kelimesiyle vurgulanan güzel/güzellik tüm yaratılmışa râci olmakla birlikte asıl vurgu insanadır. Bu izahata göre beyitten; “kendi güzelliğini göstermek için âlemi, âdemi ve tüm bu güzelleri/güzellikleri yarattın, sonra da dönüp âşıkların gözünden bu güzelleri/güzellikleri seyrettin” manası anlaşılmaktadır.</p>
<p>Buhari’de kayıtlı bir Hadis-i Kudsî de bu manayı muhtevi olarak Hak Teâla şöyle buyurur:</p>
<p>“<em>Her kim (bana yakınlaşan) evliyamdan birisine düşmanlık ederse Bana karşı harp ilan etmiştir. Kulum Bana ona farzlarla (kurb-i ferâiz ile) yakın olduğu gibi başka bir şey ile yakın olamaz. O kulum nafilelere devam ettiği sürece de yakınlığı (kurb-i nevâfil) devam eder. Hatta (o derece yakınlaşır ki) ben o kulumu severim. Bir kulumu seversem onun işitmesi (işiten kulağı) Ben olurum, Benim ile işitir. Görmesi (gören gözü) Ben olurum Benim ile görür. Tutan eli Ben olurum Benim ile tutar. Yürüyen ayağı Ben olurum Benim ile yürür. Benden ne isterse istediğini veririm. Bana sığınırsa Ben de onu muhafaza ederim.” </em>(Sahih-i Buhâri, Rikâk 38, Ramuz’el-Ehâdis, s.330/3)</p>
<p>Bursalı Mehmed Tâhir “Osmanlı Müellifleri” kitabında, Beyazıd-ı Rumî’nin bu meşhur beytinin Molla Cami’nin farsça bir beytinden çeviri olduğunu söylüyor. Bayezid Halife aşağıdaki bu beyti berceste haline getirerek Türkçeye kazandırmış:</p>
<p><strong>Ez rûy-ı yâr zâhir ü mazhar yekîst lîk<br />
</strong><strong>Der hükm-i akl în diger ân diğer âmede</strong></p>
<p>Farsça beytin manası ise şöyle: Bu şehadet âlemine beş duyu ve akıl penceresinden bakınca âşık ayrı mâşuk ayrı görünür. Ancak yârin bakışıyla bakana Zâhir de mazhar da birdir. Bütün varlık Hz. Allah’ın sonsuz ve kesintisiz esmâ tecellilerinin mazharı, yansıması, meclâsıdır. Ancak sadece insan “<strong>zübde-i âlem”</strong> ve  <strong>“kevn-i câmi”</strong>dir<strong>. </strong>Yani bütün makrokozmos ve kevn-ü fesad âlemi dürülüp bükülmüş, mikrokozmos olarak insanda zuhûr etmiştir. Bu nedenle insan Allah güzelliğinin parlak bir aynada tam olarak tezâhür ettiği mazhardır. Hakikat penceresinden bakıldığında Zâhir de mazhar da birdir. Fakat şehadette/görünüşte “O” başka bu başkadır. Vâcib-i mutlak olan Allah (cc)<strong> “Tekvar”</strong>dır.  Âlem ve içindeki tüm mümkün varlıkların vûcud bulması hay ve kayyum olan Allah’ın meşiyyetine tâbi olduğu için, zübde-i âlem olan insana ise ancak  <strong>“yokvar” </strong>denilebilir.</p>
<p>Yakın zamanda yaşamış Yenişehirli Avni Bey’in de (ö.1884)  bu manaya çıkan çok güzel bir beyti var ki ona da bu vesileyle değinmek gerek.</p>
<p><strong>Çünkü sen âyine-i kevne tecellâ eyledin<br />
</strong><strong>Öz cemâlin çeşm-i âşıktan temâşâ eyledin. </strong></p>
<p>Manası: Ey Allah’ım! Sen murâd-ı ilâhîn ile bu âlemi yaratmayı diledin, âlemdeki tüm mazharlarda zuhur ettin ve varlık aynasına tecelli ettin. Bu zuhur ve tecellilerin ile kendi cemalinin güzelliğini, güzele/güzelliğe tutkulu âşıkların gözünden temâşa edip durmaktasın.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/edebiyat/bayezid-i-rumi-bir-beyti-vesilesiyle-taninan-sufi-sair/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hiçbir Şey Anlatmayan</title>
		<link>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/siir/hicbir-sey-anlatmayan/</link>
					<comments>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/siir/hicbir-sey-anlatmayan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burhan TEMEL]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 10:22:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besincimevsim.net/?p=1223</guid>

					<description><![CDATA[nicedir saçları hep üç numara kesilmiş çocukların zoruna giderken her gün yaşamak vaatleri ve vaazları kurşuna dizen bendim ben ki tanrıların bile çılgınca güldüğü bürokratik temennilere tükürerek ellerim ceplerimde yolumun ve yazgımın yarısını geçtim heybemde zarif kahpelikler şık giyimli ihanetler bir bebek vücudunda infilak etmiş insanlık ve ben yola çıkarken nereye gideceğini kimseye söylemeyecek kadar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>nicedir saçları<br />
hep üç numara kesilmiş çocukların<br />
zoruna giderken her gün yaşamak<br />
vaatleri ve vaazları kurşuna dizen bendim</p>
<p>ben ki<br />
tanrıların bile çılgınca güldüğü<br />
bürokratik temennilere tükürerek<br />
ellerim ceplerimde<br />
yolumun ve yazgımın yarısını geçtim<br />
heybemde zarif kahpelikler<br />
şık giyimli ihanetler<br />
bir bebek vücudunda<br />
infilak etmiş insanlık</p>
<p>ve ben<br />
yola çıkarken nereye gideceğini<br />
kimseye söylemeyecek kadar dargın olan ben<br />
size<br />
yüzünde bozulmuş yeminler gezdiren bir öfke bıraktım<br />
utanmış ve ihbar edilmiş peygamber<br />
bankamatiklerde kırılmış gurur<br />
çarmıha gerilen şüphe<br />
elbet bilirsiniz<br />
günahsız değilken ilk taşı ben attım.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/siir/hicbir-sey-anlatmayan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanata ve Direnişe Dair</title>
		<link>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/sanata-ve-direnise-dair/</link>
					<comments>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/sanata-ve-direnise-dair/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilşad Banu Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 14:22:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[direniş]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besincimevsim.net/?p=1215</guid>

					<description><![CDATA[Sanat neden var? Neden yaratıyoruz, neden yaratmak istiyoruz? Sanat ve gerçek hayat arasında nasıl bir bağ var? Belki de şöyle sormalıyız: insanlar olarak neden sanata bu kadar yatkınız? Neden sanatı bırakamıyoruz, neden yazıyoruz, çiziyoruz ya da izliyoruz? Neden bağ kurduğumuz tınılar bulmaya çalışıyoruz? Neden bütün bu kitapları, kelimeleri, çizimleri ya da sahneleri bırakamıyoruz? Modernite sanatın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat neden var? Neden yaratıyoruz, neden yaratmak istiyoruz? Sanat ve gerçek hayat arasında nasıl bir bağ var? Belki de şöyle sormalıyız: insanlar olarak neden sanata bu kadar yatkınız? Neden sanatı bırakamıyoruz, neden yazıyoruz, çiziyoruz ya da izliyoruz? Neden bağ kurduğumuz tınılar bulmaya çalışıyoruz? Neden bütün bu kitapları, kelimeleri, çizimleri ya da sahneleri bırakamıyoruz?</p>
<p>Modernite sanatın bir fantezi dünyası olduğuna, gerçeklikten kaçmanın bir yolu olduğuna inanmamızı istiyor. Hâlbuki sanat gerçeğin tam kendisi. İnsanları harekete geçiren, ilham veren; bir araya getiren ve direnişi ortaya çıkaran güç: Sanat.</p>
<p>Sanat hayatı taklit etmiyor. Aksine, sanat hayatın kendisi; sanatın peşindeyiz çünkü buna ihtiyacımız var. Sanat olmadığı zaman insanlar olarak hata yapan, ümide, ilhama ihtiyaç duyan canlılar olduğumuzu unutuyoruz. Sanata ihtiyacımız var, ruhumuzun sanata ihtiyacı var. Sanat bizi direniş için, harekete geçmek için bir araya getiren güç. Sanat olmadan hareket olamaz. Sanatçılar olmadan devrim olamaz.</p>
<p>Güçlünün zayıfı ezmeye devam ettiği dünyamızda direnişe, direnişler var olduğu müddetçe de sanata ihtiyacımız olacak. Bütün ayaklanmalar, bütün direnişler, bütün devrimler ancak sanatla mümkün olabilir. Sanat, yaşamın kendisi; sanat bize ilham veren insanlar, sanat onların kelimeleri, hikâyeleri ve anlattıkları. Rıfat el Arir, Bisan Owda, Salih el Caferavi, Enes el Şerif. Sanat onlar, sanat onların hikâyeleri. Sanat Gazze. Sanat hayatın güzelliği, sanat hayat ve sanat ölüm. Sanat, bir dava için ölebilmek.</p>
<p>Sanat tek Yaratıcı’ya inanmak. Sanat seni yaratan o güce ve O’nun bulunmak istediğine inanmak. Ve O’nu ancak sanatla, ruhla, O’nun içimize yerleştirdiği cevherle bulabiliriz. Hakikat, adalet, ihsan hepsi O’ndan geliyor. Ve bizim buna nefes alır gibi ihtiyacımız var.</p>
<p>O olmadan, O’nun sanatı, yaratışı olmadan iyilik düşünülemez. O iyinin kendisi. Sanatın peşindeyiz çünkü O’nu arıyoruz. Sanatın peşindeyiz çünkü iyi olmak istiyoruz, hakikati bulmak ve aslolana ulaşmak istiyoruz. Ve bu yalnızca O’nunla, sanatıyla mümkün. Sanat tam da bu. Biz bu yüzden yaratıyor, bu yüzden sanatın peşinden gidiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, O olmadan yaşayamaz, O olmadan var olamayız.</p>
<p>Büyük filozof, devrimci ve sanat eleştirmeni Roger Garaudy’nin dediği gibi:</p>
<p><span style="font-size: 10pt;"><em>“Allah’ın müteallikinin insana yansıması, sanattaki yaratıcılıktan ilmi buluşa, aşktan devrime kadar bütün şekilleriyle yaratma tecrübesidir. Ortaya bir eser koyan hiç kimse, Allah’ı inkâr edemez, tam aksine O’nun varlığını hisseder. Bunu söylemese bile… Çünkü Allah orada, karşısında hazır ve nazırdır. Tarih içinde ve insanların hayatında yeni bir şey zuhur etmektedir. Devrimin sanat gibi, gerçeklikten çok müteallike ihtiyacı vardır…”</em></span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/sanata-ve-direnise-dair/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çağ İçi</title>
		<link>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/siir/cag-ici/</link>
					<comments>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/siir/cag-ici/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve KANDAL]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 10:34:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[merve kandal]]></category>
		<category><![CDATA[modernite]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besincimevsim.net/?p=1207</guid>

					<description><![CDATA[Geçtim diken dolu dağlardan Taşları yararak akan ırmaklarda yıkandım Koştum, buluşmak için ayarladığınız umumi saatlere Ve gördüm ki Pembe gökyüzü altında el ele sevgililer Tanıdım, ayakları havada kesen Bilmem kaç kelebeğin canına kast eden ruhları Bilmeseydim ama biliyorum, İyi niyetler ceset dolu Ben artık inanmıyorum aynanın bizi resmettiğine Bu yüzden renkli tuvallerin iğrenç cesaretine Korkusuzca [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtim diken dolu dağlardan<br />
Taşları yararak akan ırmaklarda yıkandım<br />
Koştum, buluşmak için ayarladığınız umumi saatlere<br />
Ve gördüm ki<br />
Pembe gökyüzü altında el ele sevgililer<br />
Tanıdım, ayakları havada kesen<br />
Bilmem kaç kelebeğin canına kast eden ruhları<br />
Bilmeseydim ama biliyorum,<br />
İyi niyetler ceset dolu<br />
Ben artık inanmıyorum aynanın bizi resmettiğine<br />
Bu yüzden renkli tuvallerin iğrenç cesaretine<br />
Korkusuzca karşı çıkıyorum<br />
Tüccarların çağ dışı ürünlerine talibim<br />
Çuval çuval satılan sözcüklerden en sevimsizini<br />
Kendime seçiyorum<br />
Sokak sokak arıyorum hamalıyken sırtımın<br />
Artık nefes vaat eden kuytuların varlığından şüpheliyim<br />
Çünkü kasabaların göbeğinde kurulmuş şehirler<br />
Ve ayniyetler<br />
Şimdi,<br />
Kurur mu peşi sıra ipe dizilen gözyaşları bilmem<br />
Kaç güneş gerek bu nemi alacak?<br />
Bilmiyorum, bize yetişir mi bahar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong><span style="font-size: 8pt;">* Etik dışı moderniteye karşı devrim.</span></strong></em></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong>Merve KANDAL</strong></span><br />
<span style="color: #800000;"><strong>Beşinci Mevsim Yazarı</strong></span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/siir/cag-ici/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hased-i Akran Belasına Uğrayan Şehid Âlim: Molla Lütfi II</title>
		<link>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/tarih/hased-i-akran-belasina-ugrayan-sehid-alim-molla-lutfi-ii/</link>
					<comments>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/tarih/hased-i-akran-belasina-ugrayan-sehid-alim-molla-lutfi-ii/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Görgün ÖZCAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 10:19:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[molla lütfi]]></category>
		<category><![CDATA[şehid alim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://besincimevsim.net/?p=1204</guid>

					<description><![CDATA[Molla Lütfi Neden Öldürüldü? Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid dönemlerinde yaşayan Molla Lütfi, felsefe ve dînî ilimlerdeki bilgisiyle dikkat çeken ama aynı zamanda mizah ve hicve düşkün sivri dilli bir âlimdi. “Uslu Şücâ Münazarası” adında bir Harname kaleme almasından mizaha yeteneği olduğunu anlıyoruz. Üst düzey devlet erkanı ile arası Fatih’e musahib olacak derecede iyi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Molla Lütfi Neden Öldürüldü?</strong></p>
<p>Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid dönemlerinde yaşayan Molla Lütfi, felsefe ve dînî<br />
ilimlerdeki bilgisiyle dikkat çeken ama aynı zamanda mizah ve hicve düşkün sivri dilli bir<br />
âlimdi. “Uslu Şücâ Münazarası” adında bir Harname kaleme almasından mizaha yeteneği<br />
olduğunu anlıyoruz. Üst düzey devlet erkanı ile arası Fatih’e musahib olacak derecede iyi idi.<br />
Fatih ilim ehline ne kadar müsamahakâr ve alakadâr ise, oğlu Bayezid o derecede<br />
muhafazakar ve mesafeli bir padişahtı. Eskiler “kurbet-i sultân âteşi sûzan” demişler. Bu<br />
yakınlık, Molla’nın meslektaşları olan devrin medrese ulemasının kendisinden rahatsız<br />
olmasına, hased ve iftira ile katline ferman vermesine neden oldu.</p>
<p>Molla Lütfi’nin talebelerinden Şeyhülislam İbn-i Kemal’e Yavuz Sultan Selim sorar:<br />
<em><strong>–Molla lütfi sizin üstadınız imiş. İlm-ü fazlı ma’rûf iken katline bâis ne oldu?</strong></em><br />
Cevap ise mânidar: “Hased-i akran belasına uğradı padişahım!”<br />
İbn-i Kemal devamla, hocasının ince tabiatlı, hoş sohbet ve şakacı bir kimse olduğunu, doğru bildiğini söylemekten ve yanlışları eleştirmekten sakınmadığını bu nedenle düşmanlarının çoğalıp iftira ile helakine sebep olduğunu anlatır Yavuz’a.<br />
Hayatı üzerine bir biyografi kaleme alan Orhan Şaik Gökyay kaynakların hiçbirinde onun ölüm fetvasını doğru bulup katılana rastlamadığını söylüyor. Nitekim ölümü üzerine çok sayıda yas tutanların bulunması ve vefatına düşürülen tarihlerde kendisinin şehit sayılması bu görüşü teyit etmektedir.<br />
Aktarıldığına göre Molla Lütfi mûtat üzere Semaniye medresesinde dersini verdikten sonra<br />
Şeyh Ebû Vefâ zaviyesine gider, ikindi namazının ardından akşam namazına kadar Buhari’den hadis okur ve şerh ederdi. Sahih-i Buhâri’yi okurken cezbeye gelir, gözyaşlarını tutamaz ve ders bitinceye kadar ağlardı. Yine bu derslerden birinde, Buhâri’de Hz. Ali’nin yaşadığı bir olay karşısına geldi. Gazvelerden birinde Hz. Ali’nin vücuduna ok saplanmış, ok kırılmış temren vücudunda kalmıştı. Cerrahlar oku bir türlü çıkaramadığından, yara iyileşmemişti. Hazret bu acıya dayanamaz hale gelmişti. Nihayet namaza durduğunda gelip temreni çıkardılar. Bu sırada namazdaki teveccüh ve huşû hali nedeniyle Hz. Ali okun çıkışından hiçbir acı duymadı.<br />
Mevlâna Lütfi bu kıssayı aktardıktan sonra ağlaya ağlaya;<br />
<em><strong>“İşte hakiki namaz budur, yoksa bizim kıldığımız namaz değil kuru kuruya eğilip kalkmaktır.</strong></em><br />
<em><strong>Böyle namazdan da kimseye fayda yoktur”</strong> </em>der.<br />
Geçmişten aralarında husumet bulunan ve ona hınç besleyen, Arap Molla, Hatipzâde ve İzârî gibi medrese mollaları bu sözü fırsat bilirler. Namaz dedikleri kuru kalkıp eğilmedir, ona itibar yoktur dediğini ve bu sözüyle mülhid olduğunu iddia ederler;</p>
<p>&#8211;<em><strong>“Molla Lütfi dâll ve mudildir. Vücûdu dîni mübîni muhildir”</strong></em> diyerek tezvirata başlarlar. Kendisine kızgın olan devrin vezirlerinden İskender Paşa’yı da arkalarına alarak, Lütfi’yi padişaha şikayet ederler ve soruşturma yapılmasını isterler.<br />
Bu şahıslardan Molla Arap’la aralarında geçmişte basit bir konudan bir tartışma yaşanmıştır.<br />
Tartışmanın konusu fıkıhta abdesti bozan şeyler! Sonradan şeyhülislam olan bu kişi padişahın huzurunda Molla Lütfi’ye;<br />
<em><strong>-“Ekser bildiğin felsefiyattır, mühimmât-ı dîniyyeden ve ulûm-u şer’iyyeden nesne nedir </strong></em><em><strong>bilmezsin. Belki istincâ nedir anlamazsın”</strong> </em>der.<br />
Arap Molla uzun boylu ve kabasakal bir adammış. Molla Lütfi bu taciz karşısında kendini<br />
tutamaz ve padişahın huzurunda olduğunu unutup;<br />
<em><strong>-“Kabasakalını elüme eylersen sana istincanın birkaç türlüsünü bildiririm ve nice bilmediğini </strong></em><em><strong>öğretirim”</strong> </em>diye karşılık verir.<br />
Yine hasımlarından olan meslektaşı Hatipzade’nin yazdığı Haşiye-i Tecrid kitabını; <em><strong>&#8211;</strong></em><br />
<em><strong>“müzahrefattır, ben onun ipliğini pazara çıkartırım”</strong></em> diye eleştirmesi aralarındaki husumetin sebebi olur.<br />
Sahn-ı Seman’da beraber müderrislik ettikleri Molla Îzari’yi ise;<br />
<em><strong>-“Tumturaklı konuştuğuna bakmayın, söylediklerinin ne anlama geldiğini kendisi de bilmez,</strong></em><br />
<em><strong>şöhreti zatına galip, kendi bîmanadır”</strong></em> diyerek eleştirirmiş.<br />
Hakkındaki iftiralar sonucunda, yukarıda adı geçenlerin de aralarında olduğu devrin medrese alimlerinden müteşekkil bir tahkikat heyeti kuruldu. Molla Lütfi’nin söyledikleri yalancı şahitler marifetiyle saptırılarak “<em><strong>namaz dedikleri kuru kalkıp eğilmedir ona itibar yoktur” </strong></em>dediği ve mülhid olduğu iddia edildi. İddialar karşısında;<br />
<em><strong>-“Ben esasta İslam dinindenim. Benim dindarlığımın tadı ilhad zehriyle acılanmamıştır, benim</strong></em><br />
<em><strong>itikadımın şükrü zeval bulmaktan uzaktır. Benim için bu hususta söylenenler yalan ve boş </strong></em><em><strong>laftır. Hâşa bende küfür ve ilhad olsun…”</strong> </em>diyerek kendini savunduysa da savunmasına itibar edilmedi.</p>
<p>Lütfi’nin kanının dökülmesinin mübah olduğuna karar verildi ve Padişahın da tasdiki ile 1494<br />
yılında idam edilerek öldürüldü.<br />
Kaynaklarda katil fetvası verenlerden Molla Hatipzâde’nin o günün akşamı evine geldiğinde,<br />
Molla Lütfi’nin tenkit ederek yanlışlarını ortaya koyduğu Haşiye-i Tecrid kitabını kastederek;<br />
<em><strong>-“Yanlışlarımı ortaya dökecekti, kitabımı onun elinden kurtardım”</strong></em> dediği rivayet edilir.<br />
Devrin şeyhülislamı Efdalüddin’in Molla Lütfi’nin idamını gerektirir bir suçunun<br />
bulunmadığını söyleyerek heyetten çekilmesi üzerine, Hatipzâde tahkikat heyetinin başına<br />
getirilmiştir. Bu kişinin neden heyetin başına geldiği ve katil fetvası verdiği aktarılan bu<br />
beyanından da açıkça anlaşılmaktadır.</p>
<p>İdamın haksız olduğu hem o dönemde hem de sonrasında pek çok kişi tarafından ifade<br />
edilerek Molla Lütfi’nin şehit olduğu kabul edilmiştir. Kabri Eyüp Sultan’da Feshane binasının<br />
karşısındaki Defterdar Mahmud Çelebi mescidi yakınında, şimdiki ana yolun kenarındadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><br />
<span style="font-size: 10pt;">Orhan Şaik Gökyay, Molla Lütfi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1987.</span><br />
<span style="font-size: 10pt;">Orhan Şaik Gökyay, Şükrü Özen, “Molla Lütfi” TDV İslam Ansiklopedisi,</span><br />
<span style="font-size: 10pt;">https://islamansiklopedisi.org.tr/molla-lutfi</span><br />
<span style="font-size: 10pt;">Şükran Fazlıoğlu, “Molla Lütfi”, İslam Düşünce Atlası.</span><br />
<span style="font-size: 10pt;">https://islamdusunceatlasi.org/molla-lutfi/112</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://besincimevsim.net/kultur-sanat/tarih/hased-i-akran-belasina-ugrayan-sehid-alim-molla-lutfi-ii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
